23 Aralık 2009 Çarşamba

asdfgqwer

noktalama imlaya uyum falan yapmıcm
tamamen plansız programsız bir yazı daa
hatta bilakis türkçenin içine siççam bu yazıda elmden geldii kadr

en son yzımda idare ederim çünkü demişim

söyliyim ya her ne kadr ilgi çekici bi konu olmasa da her ne kadar hemen her insanın hayatının bir parçası olsada

bi kız vardı

bana umut verdi sonra sittir etti :)

mutluyum dediim zamnlar umut verdii zamanlardı :)

idare edr olduğm zamnlarda sittir ettii zamnlar

bu işte :)

şimdi skmde mi

hayır :)

yok lan cidden skmde deil smdi

akvaryumda çok balık var ha :) öyle de cidden

yakışklı adamım çok şükür elimi sallasam bulurum yani bi tane daa :)

...

Of olmuyor abi... Böyle imla falan olmadan harf yutarak yazmak hoşuma gitmedi. Ben yine bildiğim gibi devam edeyim.

Şey, hani spor salonuna gitmeye başlamıştım ya. Bir kez daha gittim. Bugün gidemedim. Yarın gitmeyi düşünüyorum nasipse.

Geçenlerde, hatta direk günü söyleyeyim 19 aralık günü, arkadaşımın doğum gününü kutladık. Çok güzel eğlenceli bir gündü. Bir tane fotoğraf koysam o güne dair ilginç olabilir. Hem böylece kendimi de iyice teşhir etmiş olurum :) Fena mı? Yok bee.


Eveet... O arkadaki bagajdaki arkadaş benim. Kocaman gülen -kendisi de kocaman olan- doğum günü çocuğu. Yanındaki ablası, dido, ulty... Benim yanımdaki kız idil. Önümdeki ozan. Onun önündeki arkadaş arabayı süren arkadaş ismisi de cihan. Böyle işte

E yani dediğim gibi güzel gündü, pasta yedik, içtik, gezdik-tozduk... Nice çılgın partilere değil mi ama :)

Şimdilik bu kadar sevgili -çok az sayıdaki- okur! Görüşmek üzere lan!

18 Aralık 2009 Cuma

Neler Oluyor Bana?!

Son günlerde rahatsızlığımdan dolayı pek dışarı çıkamıyorum. Dolayısıyla sürekli evde bilgisayar başındayım. Hastaneye de gidemiyorum çünkü; sağlık güvencemin -öğrencilik durumumu henüz SGK' ya bildiremediğim için- açılmamış olması, beni hastaneye gitmekten alıkoyuyordu. Ama sonunda bütün bu engelleri aşarak (tabi bunda bugün kendimi biraz daha iyi hissetmemin etkisi büyük) bugün SGK' ya gittim ve sağlık karnemi açtırdım. Artık rahatsızlığım tekrar sıkıntı verecek düzeye geldiğinde rahatlıkla hastaneye başvurabileceğim.

Rahatsızlığımın ne olduğunu merak etmişsinizdir sanırım, ama bunu söylemeyi istemiyorum. Çok ciddi bir rahatsızlık olmamakla birlikte, ameliyatı gerektirebilecek bir rahatsızlık. Söyleyebileceğim sadece bu. Diğer yazarlarımızdan da rahatsızlığımı su yüzüne çıkarmamalarını istiyorum. Tuhaf bir rahatsızlık çünkü... :)

Neyse kendimi biraz daha toparladığımda yeni konularla, anlatımlarla, hikayelerle buraları doldurmayı istiyorum. O zaman gelinceye kadar weboha sitesinde gördüğüm ve hoşuma giden bir siteyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sitenin adı Woophy. Siteye girdiğinizde sizi büyük bir dünya haritası karşılıyor. Bu dünya haritasının üzerindeki minik noktalara tıklayarak o yerin fotoğraflarını görebiliyorsunuz. Google Earth ile dünya turu yapmayı sevenler için güzel bir site bence.

onsekiz-oniki-ikibindokuz

Merhaba!

"http://www.klanlar.org" Bu oyunu oynuyorum ben. Dördüncü dünyadayım sizleri de beklerim. Bugün saldırı aldım oyunda. Önce casus attı, altta kalır mıyım ben de attım! Sonra saldırı ordusunu gönderdi, ben ordu mordu göndermedim bekledim gördüm.

Saldırının gelmesine üç saat vardı. Evden çıktım. Amcaoğluyla buluşup "badi salonu"na gittik. Aniden verdiğim bir karardır. "Ne kadar çikoyum lan" diyip böyle bir karar verdim. Badi salonu denen ortam ilginçti biraz. Yeni başlayanların uyguladığı bir program var imiş. O programı uygulattılar bana. Şu anda kollarım ağrıyor :)

Eve geri geldim, tatlı bir yorgunluk desem yalan olur baya baya ebem zkildi :) Hemen baktım saldırı nasıl sonuçlanmış diye... Yenilmişim. Adam ne var ne yok saldırmış. Normalde savunma askeri olan mızrakçı ve kılıç ustası birimleri bile gelmiş saldırıya ki saldırıda da bir o kadar zayıftırlar. Ben toplamda dört yüze yakın asker kaybettim o çok daha fazla kaybetti. Sonuçta kazandı ve bundan sonra da bana saldırmaya devam edecektir. Neyse bulacağız bir yolunu neleri kıvırdık bunu mu kıvıramayağız! "Badi'ye giden adam" ım ben :) Olmadı döverim yani...

Yarın, yani aslında bugün -ayın onsekizi- ilginç bir gün olacak benim için. Ama bundan kime ne :)

İyisi mi ben size bir şarkı söyleyeyim bu yazıyı da burada bitirelim.

Korkmuyordu hiç bir şeyden
Ne yanlızlıktan ne de ayrılıktan
Birgün geldi her şey değişti
Birden bire korku sardı
Aldatıldı durup dururken

Güvenmez oldu kimseye
Hiç kimseye
Yakındı durdu herşeye
Herşeye
Zamanla dindi öfkesi
Zamanla
Sonunda geldi kendine
Birden bire

Korkmuyordu hiç bir şeyden
Ne yanlızlıktan ne de ayrılıktan
Birgün geldi her şey değişti
Birden bire korku sardı
Aldatıldı durup dururken

Güvenmez oldu kimseye
Hiç kimseye
Yakındı durdu herşeye
Herşeye
Zamanla dindi öfkesi
Zamanla
Sonunda geldi kendine
Birden bire

Aslında ben söylemedim kopyala-yapıştır yaptım :)

Ayrıca nereden kopyala-yapıştır dersek, lirikbox.com'dan aldım...

17 Aralık 2009 Perşembe

İdare Ederim Çünkü...

Bir önceki yazımda belirtmiştim. Mutluluk sebebimi de açıklamak istemiyordum zaten, şimdi kalkıp "idare eder" oluşumun sebebini de açıklamak istemiyorum. Çok da ilginç şeyler değiller, neden böyle bir şeyi okumak isteyesiniz ki...

Size bir şey göstermek istiyorum. Az önce Dozi'yle bunun hakkında konuştuk pek onaylamayacak belki de bu yaptığımı :)



Bu benim ananem. Daha önce kendisinden bahsetmiştik. Elindeki de benim bas gitarım.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Mutluyum

Kolay kolay söylemem ben bunu. "Mutluyum" dediğim az duyulmuştur. "Naber, nasılsın?" denildiğinde bile genel cevabım "idare eder" olur. Dur dur şeyi anlatayım. Bir arkadaş vardı, şimdi ismini vermeyeyim; ona "nasılsın?" dediğimizde "normal" derdi. Artık normal insanlara tuhaf bakmaya başladım sürekli tuhaflarla muhatap olduğum ve de en önemlisi ben de pek normal olmadığım için :)

Ne diyordum; mutluyum! Nedenini açıklayasım yok şimdilik. Bir gün "Mutluyum çünkü..." başlıklı bir yazı yazarım belki. Ya da çoktan mutluluk sebebim ortadan kalkar "İdare eder'im çünkü..." başlıklı bir yazı yazarım bu sefer. Mutlu olduğumu söylemek istiyordum, söyledim. Bu yazıyı burada bitirmem belki daha uygun olur ama pek de umrumda değil neyin daha uygun olacağı. Dükkan bizim ulan :)

Sabah 4buçuk oldu, bir gün sonra bu saatte İzmit'te olacağım büyük ihtimal. Gece 11'de binsem otobüse. Yolculuk 8-8buçuk saat sürüyor... Yok yok herhalde dinlenme tesisinden yeni ayrılıyor olurum. Sabaha karşı inerim terminale. Eğer VİB'le gelirsem servisler var atlarım Çark Caddesi'ne gidene, en uygun yerde iner sarı valizimi tek koluma takar arada kol değiştirerek yaklaşık bir kilometre yürür yurduma ulaşırım. Kapı açık olur büyük ihtimal. O kasvetli yere tekrar girerim. Bir, iki,üç kapı geçtikten sonra ayakkabılarımı çıkartır "halıfleks"e basa basa ikinci kata çıkarım. Odama girerim büyük ihtimal toraman uyuyor olur hala. Valizi bir yere bırakırım. Sonra... Uykum varsa ben de uyurum, hatta büyük ihtimal uyurum.

Razumuhin uykumun en tatlı yerinde gelip yatağı sarsarak uyandırır beni. "Hüseyinn" der :) Onunla laklak yaparım falan. Kahvaltı yaparım sonra. Sonra Veli Amca'yı aramaya başlarım.

Vesaire vesaire...


Bizim yurdun dış kapısından çıkarım. Sola sonra yine sola sonra sağa dönerim. Bizim yurt sakinlerinin kullandığı kestirme yolu kullanmadan kalabalık yoldan birazcık yolumu uzatarak ve yavaş yürümek için kendimi kasarak yürürüm. Diasa, A101, Kırtasıye, Bilge Hastanesi... Yanlış hatırlamıyorsam bunları sırayla geride bırakırım. Sonra köşede bir aralar köfte ekmek yediğim kokoreç de yapam mekanın önünden geçer sağa doğru yola devam ederim. Orada bir tane büfe var gazete satıyor onu da geçerim, Dominos var sonra geçtim onu da... Karşıda Efe Tur, VİB yazıhaneleri durmakta! Efeye girerim bir. VİB daha kasıntı duruyor. Büyük ihtimalle de Efe'den biletimi alırım. Sonra hemen yan tarafta Sahra Kebap var malumunuz... Girerim iki lahmacun bir büyük ayran söyler otururum. Sadullah Abi'yle muhabbet ederim. "Gidiyorum abi temelli seneye yine burdayım ama şimdi gidiyorum ehe ehe" derim büyük ihtimal. "Kardeşimli mardeşimli" konuşur o da :)

Gece 11 olur yine... Terminale giden servis araçlarının kalktığı yerde sarı valizimle ve ilaveten başka bir valizle beklemekteyimdir. Diğer valiz biraz daha küçük. Servis gelir. Binerim. Mutluyum... :)

6 Aralık 2009 Pazar

5 Aralık Tarihli Günüm..

Bugün saat 12 gibi uyandım. Hafif bir kahvaltının ardından bilgisayarın başına geçtim ve her zamanki gibi takip ettiğim blogları okudum, merak ettiğim konuları araştırdım. Bir ara ozgurlukicin.com sitesine giriş yaptım ve forum kısmında dönen son konuları gözden geçirdim. Dışarıya çıkmamı gerektirecek hiçbir işim olmadığı için bütün günü evde geçirdim. Ne ben kimseyi aradım, ne de birileri beni aradı.. Bütün gün sık sık heveslenip çalışmaya başladığım ama her seferinde araya bir başka merak ettiğim konunun girmesiyle askıya aldığım python
programlama dili ile ilgili pekiştirmelere başladım. Tabi bu konuda istihza.com sitesinden yararlandım. Asıl alanım bu olmadığı için tamamiyle amatör bir ruh ve merakla bu işle ilgileniyorum elbette. Daha sonra akşam yemeğimi yedim. Bu arada dayıoğlu geldi biraz onla sohbet ettim. Sonra o gidince tekrar bilgisayarımın başına geçtim. Msn açtım ama sohbet edecek kimseyi bulamadım. Daha sonra diğer dayıoğlum geldi. Onunla biraz sohbet ettim. Yeni aldığı mp5 çalarına müzik attım. Sonra eve misafirler geldi. Misafirin benden çok korkan (evet mahalledeki bütün çocuklar benden korkarlar, nedeni ise anne ve babalarının baş edemeyince, "bak bu abi seni döver" şeklindeki söylemleridir) yiğeni ile sıcak temas kurdum ve aramızı yumuşatmayı başardım. Artık benden çok korkmuyor. Hatta hiç korkmuyor, bütün gece çeşitli şirinlikler yaptı durdu bana. Zaten çocuklar ya benden çok korkarlar, ya da çok sevip peşimi bırakmazlar.. :) Böyle de enterasan bir adamımdır yani. Neyse onlarda gittikten sonra biraz televizyon izledim. Eskişehir' in Fener'i yendiğini duyunca bir üzüldüm bir üzüldüm ki sormayın, kahroldum resmen, üzüntüden Es Es diye bağırmaya başladım. Sonra bizim de puan kaybetmemize neden olduklarını hatırlayınca sustum tabi. :)

Sonra biraz Olacak O Kadar izledim. Saat 23 sularında acıkınca birşeyler atıştırdım. Birazdan da yatarım sanırım. Yattığım yerden biraz televizyon keyfi yaparım, tabi izlemeye değer bir şeyler bulabilirsem..

5 Aralık 2009 Cumartesi

sıfırbeş-oniki-ikibindokuz

Az sonra anlatacağım olay dün geçti. Yani 4-5 saat önce geçti. Kısacası "sıfırdört" gününden bahsediyorum...

Sabah 11 sularında annem tarafından uyandırıldım. Antibiyotik içmem gerekiyordu, ama sabaha karşı 6da uyumuştum çok uykusuzdum, zar zor birkaç lokma ekmek yeyip antibiyotiğimi içtim. Henüz soğumamış yatağıma geri döndüm, o biçim uyudum.

4 gibi 5 gibi birşeylerdi, tam hatırlamıyorum. Uyanıp sağlam bir karnımı doyurdum. Sonra arkadaşım Çağdaş'ı arayıp özetle "dışarı çıkıyor muyuz" dedim. 2-3 saat sonra Çağdaş'la buluşup yazının asıl olayının geçeceği yere "Hadi Gari"ye gittik. Hiç birşey içemeden kalkıp babamın eve gittik oradan. Balık yapmıl kerata baya da güzel yapmış. Hoş beş sohbet, yedik içtik vesaire. Oradan çıkıp türkü cafeye gittik. Güzeldi. Sevdiğim şarkıları türküleri söylediler ki çok türkü dinleyen bir insan değilim. Kerim ve Didem Abla'yı bekledik orada. Sözde onlar da geleceklerdi. Ama bizi çok fazla beklettiler, biz sıkıldık kalktık oradan tekrar hadigariye... Mesaj attım giderken oraya gelin diye. Gittik mekana. Ben bir nargile söyledim, elmalı. 10-15 dk geçmeden Kerim ve Dido(Didem Abla) gediler.

Ortam güzeldi, espriler havada uçuşuyor, çay-nargile... Ben iki üç tane çay içtim, bir kez köz değiştirttim. Kerim'le Dido tavlaya başladılar sonra. Hiç sevmem tavlayı, çok sıkıcı geliyor bana. Sonra Çağdaş gitti evine. Biz hala oturuyoruz ve ben hafiften homurdanmaya başladım "zkecem tavlanınızı" gibisinden, onlar hala kapı alıyor... Ben nargileme devam ediyorum, onlar tavlaya devam ediyor. Ben nargileye onlar tavlaya...

Sonra ben dedim bir işeyeyim. Tuvalete gittim. Tüm ayrıntıları yazmama gerek yok sanırım neyse ellerimi yıkıyorum. Feci halde başım dönmeye başladı. Lavaboya tutundum sonra tutunamadım yere oturuyor gibi oldum. Mekan sahibi isminin Özcan olduğunu öğrendiğim abi gelip "iyi misin?" dedi. "Hayır" dedim. Kolumdan tutup kaldırdı, yardımcı oldu yürümeme bir yere oturttu beni. "Uzan sen" dedi. Gidip -çörçil galiba ismi- soda limon tuz karışımıyla geldi.

Meğersem ikinci közden itibaren nargilenin aroması bitermiş ve safi kömür çekermişiz ciğere. Meğersem Özcan abi daha önce mekandan hastaneye adamlar götürmüş bu yüzden... Bildiğin zehirlenmek! Ve de benim başıma gelen tansiyon düşmesi miymiş neymiş... Bir süre uzandım. Arada geldi Özcan abi, kolanya falan döktü. Sonra tekrar tekrar gelip sordu "nasılsın şimdi" diye. Biraz daha iyi olduğumda teşekkür edip doğruldum. Yine de iyi hissetmiyordum ama eskisinden iyiydim, ayakta durabiliyordum hiç olmazsa. Kerim Dido geldi içeri hadi Merto hesabı ödeyip kaçalım diye. O sırada ben oturmuş Özcan abiyle nargile hakkında konuşuyordum. Dido da koymuş Kerimime :)

Hesabı ödeyip evlere dağıldık işte...

27 Kasım 2009 Cuma

Kaç Gün Oldu..?

Yazmayalı kaç gün oldu?Evet işte ben bugün yazıyorum tekrar.Yazmadığım günlerde neler geçti başımdan neler...
*24 Kasım Şiir Yarışması'nda Toralı 2.si oldum.. =]
*23 Kasım pazartesi günü 4 adet hediye aldık en sevdiğimiz 4 öğretmene 4 kişi ortak ..ve 2[4] kasım için(çok 4lü bir gündü)
*24 Kasım günü eski sınıf öğretmenimizin 4 kişi toplanarak 3 liraya aldığımız kalemi kabul etmemesiyle yıkıldım ..!
*En başta bana hayatı öğreten adama hediye almayı unuttum ..(ah benim salak kafam)
*Yine 24 Kasım günü 13.00'te haraket edeceğini düşlediğimiz OTOBÜS'le ödül törenine gitmeyi beklerken resim öğretmenimizin arabasıyla yalaşık 13.30'da haraket ettik..
*2 saat bekledik ve verilen atıştırmalıklardan mahrum kaldık..
*Ödül=Kapşonlu kazak

ve bugün bayram (erken kalktım vallaha bak) o kazağı giydim ben bugün.. Mutluylm =]

23 Kasım 2009 Pazartesi

yirmiüçonbirikibindokuz

Seviyorum ulan memleketimi! İzmir'deyim ben sevgili okur! Okur sözcüğü fazla iddialı oldu sanki, ne bileyim sanki çok okunan bir gazetede köşe yazarıyım bu ne lan... Ama olsun bizim şu dandik blogumuz da bir gün "bissürü" okura sahip olacak inanıyoruz buna diymi bilader(dozi)?
İzmir'e tamamen sürpriz şekilde geldim. Dozi'ye perşembe günü geleceğimi ama herkesin cuma günü geleceğimi bilmesini istediğimi söyledim. Çarşambadan geldim :) Herkese geçer bu da hahayt! Ailede paylaşılamayan eleman oldum ilk iki gün, sonra kimse iplemedi. Şu anda tek numaram kaldı; hala istediğim yemekler yapılıyor...
Perşembe günü, yani geldiğimin ertesi günü, Dokuz Eylüy'de okuyan arkadaşımın yanına gittim. Kendisinden daha önce bahsetmiştim, "Vini'yle de adaşsın" diyen manyak... Eğlenceli güzel bir gün nargilesi ossuun, çayı çikolatası ossuun, manzarası ossuun, iskender yemesi ossuun, karısı kızı ossuun... Bu sonuncusu biraz sapıkça oldu sanki farkındayım ama öyle arkadaş... Sakarya'dan gelen bir insanım ben seviyorum memleketimin gızlarını da :) Sakarya'ya da haksızlık etmeyeyim sonunda oraya mecbur kalacağız, orada da güzel kızlar var... Ama konu bu değil. Konu iskender!
Hayatımda ilk kez iskender yedim, arkadaşın sözü vardı bana "sen hele bir İzmir'e gel iskender söyleyeyim ben sana" diye. Bunca yıl boşa yaşamışım ben. O nasıl lezzettir arkadaş. Aslında konu bu da değil, konu yok öyle bir değineyim dedim. Ayrıca "değinmek" de dedim artık iflah olmam ben. Kesin öğretmen falan olmalıyım.
Neyse ya plansız programsız "birşeyler yazayım lan" diye klavyenin başına oturup yazdığım şu yazı fazla bile uzadı...

18 Kasım 2009 Çarşamba

Ah benim canım ailem =]

İlk önce size "Koca Göbek" ten bahsetmek isterim;

Kendisi 90-100 kilo arasında,yakışıklı,boylu poslu endamlı bir insandır..Kendi deyimiyle="Enine boyuna ayı gibi bir adam" Babam olur kendileri..Mesleği öğretmenlik, "a,b,c"'nin yanısıra bana hayatı öğretebilecek yegane insanlardandır.Kalp kırmadan önce uyarıda bulunur =D örneğin="kalbini kırarım","ağlatırım seni".Bazen ağır sözleri vardır ama içinde bir ders taşır...Para istediğimde sergilediği o çizmeli kedimsi bakışları insanın içinde acıma hissi uyandırır.Her baba gibi benim deyimimle "cimri"dir."Bakarız","hallederiz" klasik laflarındandır.Aman aman yanına para arzusu ile yaklaşmayın patlayabilir..=D Ağlamama dayanamaz elbet.İki mızıkladım mı veriverir ne istersem.Bu yüzden mızıklamak benim en kuvvetli silahımdır.Şarkılarıda vardır,bana özel yazdığı .. =)

*"hay hayla habalaba lablaba zırttıkı pırttıkı"

*"tok teviyo babatı kıdını"

*"bir kıdım var çocuklar haydi sor sor sor,çok cadıdır kendisi ..Koca yanak deyince akla gelir tamam şimdi buldum Merviş Merviş"

*Merbidi bidi bidi kuş'da ayrı bir hitap şeklidir..



Sıra bıdık kadın anacuğumda..;

Kendisi hayli bıdıktır..45 kg civarında,benden bile zayıftır.Kısadırda ama o öyle şirindir =)

Dozi'nin yanında dili dönmez,konuşamaz..Neden bilmem.Her şeyden önce fedakardır.Saftır ama temiz anlamında.Elbette onunda şarkıları vardır..Örneğin="Taranaytikatom tara tara tikatom".Arada bi' tepsiyi eline alıp ritim tutturur(çok nadir)Şirin,bıdıcık,dünya tatlısı bir kadındır.Canım annemdir..Babam gibi bitaneciktir..


Ağabey..hı??

Benim mühendıs abicigim...Asabidir,takıntılıdır,içine kapanıktır..Bunların yanısıra ne pahasına olurla olsun korur beni..Arkamdadır hep =)Bacı kişiliğimdir ben onun gözünde.Yeni geldi Sakarya'dan.Özlemişim yanaklarını sıkmayı,kavga etmeyi.;Refleksleri kuvvetlidir,gıdıklamaya çalışmayın dayağı yersiniz =DBir işle meşgulken bulaşmayın aman aman ..!Kötü bir kişilik olarak canlandırmayın gözünüzde.O benim için her şeyi yapabilir.Sözlerine inanmaya kalkartsam beni o okutacak galiba=D Dozi ile ürettikleri "cart curt" oyununu beraber epey bir süre oynamıştık ama artık annemin deyimiyle "Eşşek kadar adam/kız" olduğumuz için oynamıyoruz..Bana kalsa her zaman oynarım ama gelde bunu muhendısa anlat(mühendis)=)

Dozi[Özer Abi]
İkinci bir abidir benim için o!Ne zaman moralim bozulsa,canım sıkılsa soluğu yanında alırım...Ayrıca aile taşıma işleriyle görevli müdürdür kendisi xD Bizi taşır ordan oraya[en çok ben].Yo yo arabası yoktur =D Sağolsun yolda yandaşımız olur hep =] Tartışırız,eğleniriz,kavga ederiz,güleriz,film izleriz(benim zorumla) kısacası kardeş gibiyiz.Aslen kuzenim hatta ve hatta amcam olur.Bu kısmı geçelim uzun hikaye...Abimle kavga ettiğimde bizi yatıştıran odur.Hayvanlık yapar harçlığımı bitirirsem harçlığımı da veren odur.Ailede en çok sırrımı bilende odur hatta,ailede en çok güvenilen insandır.Sessiz durur ama konuşkandır özünde =D En yakınımda olan kuzenim olduğu için daha ayrıdır sanki biraz ;)O da belirtmiştir ki abimin yokluğunun acısını ondan çıkartırım.Sarılır,sıkarım,kaburgalarını kırarım =)Yanaklarını sıkarım mesela,sadece sıkmakla kalmam kendimce manilerle eşlik ederim bu operasyona =D Örneğin=Odumuşuku..
Abim gibi bilir,abim gibi severim =)
Not=sakın askere gideyim deme!
Not= Hepiniz iyi ki varsınız =)

Dozilog Yazarları Arttı!

Merhabalar.. 4 Mart 2009 tarihinde tek başıma yayına soktuğum bloguma, yakın süre önce iki yeni yazarı dahil etmiş bulunmaktayım. Böylece daha bir güçlendik efendim. :)

Yeni yazarlarımızdan biraz bahsetmek gerekirse, öncelikle her ikisi de benim yakın akrabam olurlar. Bir nevi blogger' da kadrolaşma çabası diyebilirsiniz. :) Aile şirketi gibi olduk. Bendeniz müteselsilen, diğer yazarlarımız ise sınırlı sorumlu bu şirkette...

Öncelikle aramıza ilk katılan yazarımızdan biraz bahsetmek istiyorum. Kendisi vakti zamanında şu yazıda beni (biraz kaba bir tabirle de olsa) kamuoyuna duyurduğu için, ben de kendisini afişe etmek istedim.

İlk yazarımızın adı Mert. Ben onun amcası olurum. Ama tabi aramızdaki yaş farkının sadece 5 olmasından ötürü o bana abi der ben de ona kardeşim derim. Zaten kardeşim gibi görürüm Mert' i sağolsun o da beni abisi gibi görür. Kendisiyle bütün çocukluğum geçmiştir. Kah kavga edip birbirimizin burnunu, kaşını gözünü patlatmışızdır, kah omuz omuza verip engin dağlar aşmışızdır (mübarek gılgamış destanı sanki). Bütün çocukluğumuz yapışık ikiz gibi geçmiştir neredeyse. Yani bir nevi hem çocukluk arkadaşı, hem abisi, hem de amcasıyım. Karmaşık bir akrabalık türü bizimkisi. :)

Mert biraz kapalı kutu diye tabir edebileceğimiz bir çocuktur. Kendisine zorla bir şeyi anlattıramazsınız, kendisi anlatmak isterse konuşur. Zekidir, ailede matematikten anlayan ender adamlardan biridir. Biraz dengesizdir (abisi kılıklı) birden parlayıp ortalığı birbirine katabilir. Bu gibi durumlarda nabza göre şerbet verilmelidir. Yoksa bırakın annesini, babasını, beni, kralı gelse tanımaz vallahi. İçkiye meraklıdır. Benim, "abim o kadar sık içki içme, alışırsın!" söylemlerimi şimdilik kulak arkası etse de ilerde hak vereceğini ümit ettiğim biridir. Ha tabi ben de sütten çıkmış ak kaşık değilim elbette ama ben gerçekten de nadiren içerim. Bunların dışında Sakarya' da Bilgisayar Mühendisliği okumaktadır. Çok yakın zamanda Kurban Bayramı nedeniyle yamacıma gelecektir, özletmiştir kendini kerata...

Diğer yazarımız ise henüz çok yeni. Bu yeni cimcime yazarımızın adı da Merve. Mert' in kardeşi olur kendisi ve ben yine amca konumundaki kişiyimdir Merve için. Tabi Merve' de bana amca yerine "Özer abi" der. Aramızda 11 yaş vardır. O da benim bir başka kardeşimdir yani. Mert abisinden ayrı kaldığı için ona karşı özlemini benden çıkarmaktadır. :) Sık sık "agujuklumujunubu" türünde tuhaf sesler çıkartarak yanağımı sıkar, çeşitli sevgi gösterilerinde bulunur.

Merve mızmız bir kardeşimizdir. Eğer kendisine bir işi yaptırmak isterseniz biraz uğraşmak zorunda kalırsınız. Ama kendisiyle aramız iyi olduğu için beni pek kırmaz (kırmazsın demi kız?).
Konuşkan biridir. Hatta bazen susturmanın imkansız olduğu biridir. :) Duygusaldır. Hatta daha küçükken kendisine ağlangaç derdik. Her şeye ağlardı. Abisi gibi zekidir ama biraz tembellik vardır. Edebiyatı güçlüdür. Yakın zamanda burada da marifetlerini sergileyeceğini düşünüyorum. Ailenin en küçüğü olmasına rağmen yurt dışına çıkmış tek üyemizdir. Tiyatro, halk oyunları.. gibi girişkenlik gerektiren işlerde ön saflardadır. Şu anda İlköğretim 7. sınıf öğrencisidir.

Kısaca yeni yazarlarımızı tanıttık.. Görüldüğü gibi ailecek Blogger' a demir atmış bulunmaktayız. Allah blog alemine sabırlar versin! :) Artık her telden konu ve konuklarımızla yayın hayatımıza devam edeceğiz.
* SON *

17 Kasım 2009 Salı

Dolu dolu ne yaşayabilirim bir günde?

Yine aynı monoton [doğru mu yazdım ki?] okul günlerinden biri...Benim ne abim gibi bira maceram ne de kuzenim gibi pardus kurulumu hikayelerim olamaz,olmasıda beklenmezbacaklarımı kırabilirler mi diye soruyorum kendime ..Pardus konusunda değil tabii =D Evet hergün yazıp hergün sizi sıkmak ve bu siteden göndermek amacım.Ne yapabilirim bunu meslek edinmek istiyorum =D Klavyenin her bir tuşu heyecan katıyor bugün bana..Açıklama kısmı bu kadadı..Bugün yine sabahın köründe dikilmek çok zor geldi..Kahvaltı dahi yapmadım desem doğru olur..Aşşağıya inip arkadaşımı tam tamına 6 dakika bekledim.Annemle kavga etmenin verdiği üzüntü ve yeni 83 Tl lik{burası sadece hava için} çizmelerimi giyememenin verdiği buruklukla anca o kadar bekleyebildim,iyi ki daha çok beklemedim çünkü bugün okula 1. dersin bitişine yakın geldi xD Okulda yine ince ayrıntılarla uğraşmakla yükümlü diğer bir arkadaşım herkesin bildiği,hatta benim bile bildiğim [1] bir şeyi sadece söylemiş olmak için söylemeye kalkınca "of" dedim..Aaa ayıp ettik olmadı damarına bastık tabii kızın, aynen "sus" şeklinde yanıtı alıp oturma durumları söz konusu oldu ama öyle yapmadım{burayı geçelim burası uzun} açıkçası kendimi ezdirmemeye elverişliydim bugün{2}.En yakın arkadaşım dün şaka anlamında bir söz sarfetti bu sefer damarına basılan ben oldum tabii neyseki bugün hallettik.Dikkat ettimde ben kararlıyım bugün,devam etmeye ,vazgeçmemeye.. ve ya gayet çabuk vazgeçmeye .. =[

(1)=Gayet güzel anlatım bozukluğu çıkardı örneğin="Herkesin hatta benim bile bildiğim" [abim sağolsun]
(2)="elverişli" kelimesini kullanma nedenim "meilli" kelimesinin yazımından emin olmamamdı..
(ayrıca bu notlar gayet gereksizdi =D... Ama dipnot.. Bunu bana öğreten Rahmetli sosyal bilgiler öğretmenimin anısına .. =[ )

16 Kasım 2009 Pazartesi

İşte Yeni Birgün

Bugün erken atıldığım yazarlık hayatımda halka açık 2. deneyimimin başladığı gün..Aile şirketi düzeyinde olduğundan olsa gerek heyecanlı değilim..Abimin fikri ve kuzenimin desteği sonucunda işte buradayım..Bu sırada annemin ders çalışma zorlamaları duyuluyor,neden acaba?"Yazını yaz çabuk ders çalış" diyen annemin bu isteğini yarım saat içinde unutması dileğiyle =D Sanmıyorum ama yinede umutluyum ..Çok fazla "." kullandığımın da farkındayım ayrıca ...Boşladım bu sıralar dersleri,tabii bu sitenin diğer bir yazarı olan abim bu duruma sevinmeyecek =D 7 gün 24 saat annanem ve ayıcığımla meşgulum,çünkü O[annanem] apayrı bir çocuk =D Ayıcığımın elini ısırdığını öne sürüyor...Halbuki o masum,canlı dahi olmayan bir ayıcıktan böyle bir girişimde bulunmasını bekleyemeyiz..Şimdilik bu kadar yeter mi? [evet!]

Kısa bir not=Çocuksu olabilir...İlk gün heyecanına da verebilirsiniz..Ya da bu ne hal çoluk çocukla mı uğraşacağız diyip beni bu siteden atabilirsiniz.. Hatalarımdan dolayı(tabii varsa) özür dilerim =]

dsjbnşjbn

-Bira bardağı almak için kaç bira almak lazım, diye sordum tekel bayii sahibi insana
-Farketmez koçum, dedi tekel bayii sahibi insan
-Ehi ehi iyimiş o zaman, ben iki efes şişe bir ektra alayım
-Ektram kalmadı bee, onun yerine baika bir şey vereyim sana, hmm beks vereyim?
Aslında süper bir teklif beks teklifi, çünkü kaçtır önünden geçiyorum tekel bayiinin beks biraları da gözüme takılıyor... Nedir la bunlar diyorum bir de bunlardan içsem acaba tadı farklı mı..?
-Süper olur abi ver bir tane beks iki şişe efes bir de bira bardağı, diyor paramı ödüyor biralarımı alıyor mutlu mesut fıstık alacağım kuruyemişçiye doğru yol alıyorum. Baya baya yüzüm gülüyor. Halbuki hemen beş dakika önce marketin önünde nasıl sinirlenmiş nasıl küfretmişim. Saat onbuçukta market mi kapatılır "ananiskyym, ananısskkyymm!"... Sonrası malum tekel bayi sahibi abinin bardak ikramı sakinleştiriyor bünyeyi.
Ama şaka maka ne zamandır düşünüyordum bira bardağı edinmeyi. Seviyorum arkadaş bardaktan bira içmeyi, hele yanında fıstık varsa ve hele hele güzel bir müzik...
Neyse, teşekkür ediyorum bana bu bardağı veren abiye, öpüjem abijim..!

6 Kasım 2009 Cuma

Bitti Benimki...

Hasta olmak arada insanın işine yarıyormuş demek ki. Uzun süredir büyük bir kısmını okuyup, bir türlü bitiremediğim iki kitabımı da bitirmiş bulunuyorum. Nasıl mutlu oldum anlatamam!
Tabi şimdi bundan bize ne diyeceksiniz ama; haklısınız valla, ne diyeyim...

5 Kasım 2009 Perşembe

Berberle Kasap

Sizlere ananemin bir hikayesini anlatmak istiyorum. Madem aile şirketine döküyoruz biz bu işi ananemin başı kel mi!

“Bir kasap bir de berber varmış. Bunların oğulları güreş etceklermiş. Kasap her gün et yidirmiş oğluna. Berber her gün oğlunun kafasını tıraş etmiş. Güreş etmişler kafası tıraş edilen et yiyeni yenmiş!”

Bu hikayeden çıkaracağımız ders: Karı gibi saç uzatmayın!
Ailemizde ne zaman birisinin saçı normalden biraz uzun olsa, ananem kurbanını yakalayıp bu hikayeyi anlatır. Ben çok dinledim bu hikayeyi, abartmıyorum on kez dinledim.
Dozi de dinlemiştir :)

Bir de rahmetli dedemin “ceki çen” hayranlığı vardır ama o başka konu :)

Lafı ananemden açmışken, kendisinin hit esprisini de sizlerle paylaşmak isterim… Yemek yeniliyordur, “anane otur yemeğe” dersin, “geçen sene yedim ben keh keh keh” der.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Hastayım..




Son günlerde rahatsızlıklar peşimi bırakmıyor. Geçen gece dayanılmaz bir baş ağrısıyla bir damla uyku uyuyamadan sabahı ettim. Şimdide eski bir rahatsızlığım nüksetti ve ameliyat yaram apse yaparak hayatı bana zindan etmeye karar verdi.

Yine bütün geceyi bir damla uyku uyuyamadan geçirdim. Aldığım ilaçlarda pek işe yaramadı.. Bakalım bu işin sonu nereye varacak. Belki içinizden kardeşim doktora gitsene diyorsunuzdur ama maalesef ben pek doktora giden biri değilimdir. Çünkü ne zaman doktora gitsem başıma olmadık işler gelir benim. Ya ameliyat kararı alırlar, ya da hastaneye yatırırlar. :) Neyse bakalım birkaç güne iyileşirim umarım. Çünkü sıkıntı verici bir durum bu.. Haydi kendinize iyi bakın. Çok yakında yeni konu, konuk ve zırvalamalarla karşınızda olacağım. Ha birde büyük ihtimalle yakında bir yazarımız daha olacak.. İyice aile şirketine çevireceğiz burayı.. :)

1 Kasım 2009 Pazar

Bugün

* Bugün güzel bir gün, ama çok değil biraz güzel.
*Bugün ilk kez montumu giydim ben, botlarımı da giydim. Nisan sonuna kadar çıkartmıycam artık. Yani İzmir'de öyle yapıyordum burası daha soğuk olur hazirana kadar çıkarmam bilemiyorum
*Bugün sonunda gece yatıp sabah 9a gelirken uyanmayı başardığım gün.
*Bugün bol bol anlık sevinç yaşadığım gün.
*Bugün Cimbom'umun 2-0 kazandığı gün Sivasspora karşı
*Bugün yalnızlığı iyicene tee burama kadar hissettiğim gün aynı zamanda
*Bugün botlarımı suyun göbeğine göbeğine bastığım gün! Bunun bir anısı var bende; çook küçüktüm, annem beni İzmir'e hastaneye götürmüştü sanırım -hep hastaneye giderdik zaten İzmir'e. Yağmurluydu, yerlerde minik gölcükler oluşmuştu tabii ki. Ben de oyun etmiştim o suların içine tam ortasına basıp su sıçratmayı, annem kızıp "basma suların göbeğine göbeğinee!" demişti çok gülmüştüm suyun göbeği mi olur diye... Annem de gülmüştü sonraları hatırlayıp...
*Bugün Erol'la kafenin birinde oturup içtiğimiz 4 çaya 7lira verdiğimiz gün. Çayların ikisi büyük ikisi küçük, pahalı lan!
*Mutluluk ucuz bir şey değildir! diye yazdım şu anda arkadaşıma MSN'den... Böyle tarihi bir lafı ettiğim gündür bugün. Belki de bir gün aslında pahalı da birşey değildir derim. Bilmiyorum şu an pahalı ve uzak duruyor...
*8buçuk liraya mutlu oldum aslında ben bugün.
*Sadullah abinin isminin Sadullah olduğunu öğrendim bugün.
*Bugün ben yine Sahra Kebap'a gittim. Sadullah abi lise2 den terk olduğunu söylüyor. Bence müşteri nasıl bağlanır konusu üzerine yüksek öğrenim görmüş mastır mustur yapmış bir adamdır. Ya da belki de doğal bir yetenek ve ben saçmalıyorum.
*Bugün Sahra Kebap'ta Patlıcan Kebap söyledim ben! "Doğum günüm şerefine bir ziyafet çekeyim" dedim Sadullah abiye. " Oo, doğum günün kutlu olsun kardeşim. Şimdi bizim de sana birşeyler yapmamız lazım" dedi o da. "Gerenk yok yapılır bir ara ehe ehe ehe" gibisinden saçmaladım ben bugün.
*Evet! Doğum günüm bugün benim!
*Birsürü ikramla yukarıya akıp durdu Sadullah abi. Haydari ve ezme getirdi. Yanında pide ekmeği ve salata. Sonra lavaş ekmeği ve kıymalı kaşarlı küçük bir pide. Ben onları tıkınadurdum bir süre bugün.
*Sonra patlıcan kebabım geldi yukarıya. Sonra Sadullah abi bir daha geldi elinde çayıyla "oturabilir miyim kardeşim?" dedi. "Tabii abi" dedim. Bak şimdi geldi aklıma "Dükkan senin abi eheh" esprisini yapabilirdim o anda. İyi ki o anda gelmemiş aklıma!
*Oturdu Sadullah abi karşıma sohbet ettik bol bol. Beğenip beğenmediğimi sordui çok güzel olduğunu söyledim. Kaç yaşıma girdiğimi söyledi, 19a girdiğimi söyledim. İsmini sordum, Sadullah olduğunu söyledi. Bu böyle gitti bugün.
*"Üstüne tatlı getircem ben kardeşime" dedi, "sen bilirsin abi" diyebildim.
*Böyle işte. Bugün ailemden uzak ilk doğum günümde, arkadaşlarımdan uzak ilk doğum günümde; Sadullah abi bana 8buuçuk liraya mutluluk sattı. Alan razı satan razıydı. Gökten üç elma düştü...

30 Ekim 2009 Cuma

Başlık!!!

Şimdi telefonla konuştum Özer Abimle. Siz onu dozi olarak tanıyorsunuz, siz dediğim de "üj-bej" kişi ama olsun... Öyle işte konuştum özer dingiliyle, özer dallamasıyla; dedim ki "naber abicim nasılsın?".. Yüzüne karşı hakaret edemiyorum karaktersizim ben :)
Yalnız bir telefon açışı vardı hipnenin, çeşitli homurdanmalardan başka birşey duyamadım...
Dedim ki ona: "Bugün benim bayramım ya süper bişi oldu! Burada kitapçılar çarşısı buldum..." Homurdanaraktan bişeyler söyledi daltrak :)
Aramızdaki kilometrelere güvenip bunları yazmam çok karaktersizce cidden yaa. Normalde kendisiyle yüz yüze konuşurken "len" ya da "lan" duysa, "Mert! Ayıp olmuyor mu abine karşı" diye fırçalar...
Neyse boşverin şimdi siz o lavuğu :) Bak hala..

Tam Sakarya'ya sövmeye başlamıştım ben günlük! Hele bir de Adapazarı'nda olunca iyice sinirleniyor insan kitapçı bulamayışına... Aklına Konak geliyor Çankaya geliyor insanın, burası ne dandik yer böyle yaa diye isyanlara dalıyor insan... Neyse ki buldum Kitapçılar Çarşısı'nı... Yardırmış yürüyordum sokakta, karnım acıksın da yemek yiyeyim diye zaman öldürmek amacıyla... Sahra Kebap'ta yiyorum iki lahmacun, güzel de yapıyorlar hani. Fiyatlar uygun, nezih bir ortam, konsürmatist-doğru mu yazdım bilmiyorum- bile var! Bu reklamdan sonra Sahra Kebap'tan iyi bir para almayı bekliyorum açıkçası :)
Yardırmış yürüyordum en son sokakta... Soluma baktım "Kitapçılar Çarşısı" yazıyor bir de ok işareti var ama o da ne! Görüntü sürekli kayıp geriye gidiyor görüş açımdan çıkıyor! Dakikalardır yürüdüğüm için otomatiğe bağlayan bacaklarımın bana yaptığı küçük bir oyun sadece hah hah ha!

Bu iğrenç espriden sonra hala yazımı okumaya devam eden dayanıklı üstün varlıklara hayranım doğrusu... Devam ediyorum üstün insanlar çok da ilginç olmayan hikayeme...
Girdim kitapçılar çarşısına yaklaşık on kadar kitapçı vardı içeride, pasaj gibi bir yerdi. Hatta pasajdı sanırım... Bulvar nasıl bir şey ya ben onu merak ediyorum? Birileri bana açıklasın nasıl bir şeydir bulvar...

Böyleyken böyle. Sonuç: Çok para harcadım ay sonu simide talim...

26 Ekim 2009 Pazartesi

Bir Programcı Nasıl Bebek Uyutur?

Ubuntu-tr forumunda gördüğüm bir konuydu bu. Merak edip bakmıştım. Çok hoşuma gittiğinden sizlerle de paylaşmak istedim:

Linux kullanıcısı ve belki de geliştiricisi bir kişi bebeğini uyutmak için Linux kodlarından faydalanma yolunu seçmiş. İşte ilginç ama bir o kadar da hoş bir görüntü:




Peki bunu nasıl yapmış?

Aslında videoda nasıl yaptığı açık şekilde görülüyor. Ama ben göremeyenler için yine de kodları yazayım..
------------------------------------
#!/bin/sh
#cd sürücüsü çıkart-kapat programı.
while [ 1 = 1 ]
do
#cd'yi Çıkart!
eject /dev/cdrom

#cd'yi Kapat!
eject -t
done
------------------------------------


Şimdi bu kodları bir metin belgesine yazıp kaydedelim. Bu komutların çalışabilmesi için dosyamıza gerekli izinleri vermemiz gerekiyor. Bunun için de "chmod +x dosya_adi" şeklinde dosyamıza çalıştırma iznini verelim. Şimdi konsolda "./dosya_adi" şeklinde komutumuzu çalıştırdığımız takdirde, videoda gördüğünüzün aynısını kendi bilgisayarınızda yaşamış olacaksınız.

Ayrıca sık sık cd sürücüsünün açılmamasından şikayetçi olan Linux kullanıcılarındansanız, konsolda sıklıkla "eject /dev/cdrom" komutunu kullanıyorsunuz demektir. Bu işi daha da kolaylaştırmak için yapmanız gereken aşağıdaki betiği bir metin belgesine "cdçıkart.sh" ismiyle kaydedip sonra da "chmod +x cdçıkart.sh" komutuyla çalıştırma izni vermenizdir. Artık bu ufak betiğe çift tıklayarak açılmayı reddeden cd sürücünüzü hizaya getirebilirsiniz. :)
-----------------------------------
#!/bin/sh
#Cd'yi çıkartma betiği

echo "Cd Çıkarılıyor!"
eject /dev/cdrom
----------------------------------
Haydi hepinize kolay gelsin.. :)

Not: Komutlar çalışmayı reddederse öncelikle kullandığınız Gnu/Linux dağıtımında eject programının kurulu olup olmadığını kontrol edin (gerçi büyük ihtimalle kuruludur). Kurulu olduğu halde çalışmıyorsa bana çemkirebilmek için yorum yazmanız yeterli demektir... :)

24 Ekim 2009 Cumartesi

Birşeyler Attırayım İstedim

Başlığım erotik çağrışımlar yapmaz umarım : )
Attırmak derken buralarda bunalmış bünyeden birkaç satır yazı attırmak...
Neyse gittikçe iğrençleşiyorum sanırım...

Burada Sakarya Adabazar'da mal gibi bir öğrencilik geçirmekteyim, aafız :D Simit-peynir-lipton poşet çay ile yaşıyorum. ama şikayetçi değilim bir de memleketten kargoyla bal geldi mi süper olacak. İnsanın memleketi İzmir olunca "memleketten" lafı biraz tuhaf oluyor sanki. Yani memleketten pastırma getirir birisi memleket neresidir? Kayseri. Ama memleketten bal geldi diyince insanlar Erzincanlı falan olmanı bekliyor : )

Hafta sonları burası süper. Veriyorum bünyeye kültürü veriyorum kültürü... Hafta sonu İstanbullular -kendileri baya kalabalık bizim üniversitemizde, İstanbul kazanamayan insanlar ilk tercih Kocaeli'ye ikinci tercih Sakarya'ya geliyor benim gözlemlediğim kadarıyla- evlerine gidiyor, annelerinin sıcak yemeğini yemeye, baba ocağına, kardeşleriyle dövüşmeye gidiyorlar... Ulan kardeşimle dövüşmeyi özledim lan! Azbiyo tartaklasam şimdi onu nasıl iyi gelir biliyor musunuz : ) Neyse gittiler İstanbullular ben burada hafta sonu can sıkıntısından kendimi Dünya Klasikleri'ne veriyorum... Kanka oldum Dosteyevskiyle falan...

Burda bizim yurdun yanında bir kave var. Kahve mi desem. Neyse bir de sahibi var oranın. Pek sevdi adam beni : )

Burada günlük tutmaya başladım ben, iki haftadır belki daha uzun zamadır yazıyorum boyna. Bir gün uslu bir çocuk olursam şirinleri görürüm! Bu cümle buraya ait değil bir saniye! Bir gün dizüstü bilgisayar falan alırsam kendime -almak zorundayım da- onların bir kısmını buraya yazmayı düşünüyorum, bu da günlük sonuçta... Ama çok küfür var yaa : ) Makaslarız artık o kısımları. Yok yok makaslayamam, onlar artık tarihi birer belge müdahale etmek tarihe saygısızlık olur; abim de buna çok kızar : )

Yan odadaki 1.92lik çocukla iyi anlaşıyoruz. Razumihin onun adı! Yani ben Suç ve Ceza'yı okurken Razumihin isimli karakteri hep bu eleman gibi canlandırmıştım kafamda. Hani o Raskolnikov'un odası vardı ya, o odanın kapısı çok alçaktı benim zihnimde oluşturduğum resimde. Razumihin de orada ancak eğilerek geçebilirdi, dev gibi bir adamdı bence... Buldum onu. Bizim yurttaymış :D

Neyse yetti bu kadar attırdığım. Ama erotik bir çağrışım, şey, demiştim değil mi bunu :S

"Bin bıçak var sırtımda Vini'yle de adaşsın" derdi bir arkadaşım. Şu vinidipuu'dakiVini : ) Ne manyak adam yaa :D İsmisi de Kerim Berkay'dı selamı var :)

Bitti...

22 Ekim 2009 Perşembe

Pardus 2009 Cilalama



Pardus'uma cila çektim. Biraz renk şemasıyla oynadım biraz da simgeleri değiştirdim ve karşıma bambaşka bir Pardus çıkıverdi. Gnu/Linux'un en güzel özelliği de bu zaten istediğiniz gibi özelleştirebiliyor olmanız.



Renk Şeması: Pardus'ta sistem ayarları yazılımını açıp "görünüm" bölümüne girin. Ardından Renkler sekmesinden "Yeni Şemalar Yükle" tuşuna basın. Böylece Kde-look.org adresi üzerindeki renk şemalarına ulaşabilecek ve beğendiklerinizi indirebileceksiniz. Aşağıdaki ekran görüntüsündeki gibi bir renk şeması istiyorsanız, şiddetle "Konsolta" isimli renk şemasını öneririm. Siyah zemin üzerinde yeşil yazılar insanda grafik ekranda dahi konsol kullanıyormuş hissini yaşatabiliyor. Pardus dışı dağıtım kullananlar için bu adres iş görecektir.



Simge Teması: Renk şemasını hallettiğimize göre şimdi sıra simge temasında. Simgeler sekmesine geçerek "Yeni Temalar Al" tuşunu tıkırdatıyoruz. "Oxygen Refit Black" isimli simge temasını seçip yükle diyoruz. Bu işlem biraz vakit alabiliyor. O da kurulduktan sonra "Uygula" diyerek yaptığımız değişiklikleri onaylıyoruz. Pardus dışı dağıtımlar için bu adres tam isabettir. Artık sizinde aşağıdaki görünüme benzer bir Pardus'unuz var demektir. Afiyet olsun efendim. :)

20 Ekim 2009 Salı

Linux E-Dergiler -Ekim-

Bu ayki E-Dergileri kaçırmayın!


Pardus-Linux.org 13.sayı

İçindekiler

Komut Satırında RSS Keyfi : Canto
Pardus’ta Yüz Tanıma Teknolojisi
Röportaj: Sebastian Kügler (KDE Takımı)
Röportaj: Elizabeth Krumbach (Ubuntu Women)
Makale: Seksi Geek Aranıyor
Makale: Özgür Yazılım Sularında Gezintiler

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

SUDO (ubuntu-tr.org)

İçindekiler;

* Editörden (Mustafa ALKAN)
* Ssh, Sftp, Rlogin, Scp Kullanımı (Ayhan AKTAŞ)
* Özgür Yazılım (Murat CEBİR)
* Dosbox (Ömer KIRMIZI)
* At Gözlüğü (Ertan ERBEK)
* Codeigniter 2 (Levent ALTUNÖZ)
* Mac Os Röportajı (Ayhan AKTAŞ)
* Dosya Paylaşım Sistemi (Ertan ERBEK)
* Ubuntu Raid Kurulumu (Ertan ERBEK)
* Preload (Utku DEMİR)
* Güldürü (Yusuf SANSARKAN)
* Open Shot Video Düzenleyici (Murat CEBİR)
* Arch Kurulum Rehberi (Arda DÜLGAR)
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Enixma -Ekim sayısı-

İçindekiler:

  • moNO
  • HAL
  • Bilgisayarı TV'ye Bağlamak
  • Misfit Model 3D
  • Subcomposer
  • Bsd - X
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

18 Ekim 2009 Pazar

Lan Günlük




Bazen kendimi fazla mı kasıyorum diyorum lan günlük! Herkese yardım edeceğim diye kendime yardım etmeyi mi unuttum acaba..?

Örneğin iş bulamıyorum lan günlük! Suç ben de mi, yoksa bizi yöneten sevgili(!?) yöneticilerimizde mi onu da kestiremiyorum. Bir yerde bir abukluk var ama acaba nerede lan günlük?

Ben sevmeyi de pek beceremiyorum lan günlük! Valla bak... Ne zaman birini sevsem yüzüme gözüme bulaştırıyorum, işi bok ediyorum.

Geçenlerde fark ettim, ben ağlamayı da beceremiyorum lan günlük! Herkes gibi üzgün bile olsam, üzgün olan herkes ağlarken, ben ancak donup kalıyorum lan günlük!

Ben eğlenmeyi de bilmiyorum lan günlük! Eğlencenin tanımını yap desen, hönk diye kalırım. Bilmiyorum lan günlük, ben eğlenmeyi de bilmiyorum.

Ben içmeyi de bilmiyorum lan günlük! Ya az içip içtiğimden bi halt anlamıyorum, ya da içerken ağzımı tutturamıyorum.

Yani kısacası bir halttan çaktığım yok lan günlük! Sana da neden bu kadar "lan" diyorum, bak onu da bilmiyorum... Neyse, neyse...


16 Ekim 2009 Cuma

Mac Görünümlü Ubuntu


Aslında kullandığım sistemi başka bir sisteme benzetmek gibi bir takıntım yoktur ama MacOs görünüm olarak gerçekten hoş bir sistem. Bu yüzden bir kereliğine bir değişiklik yaptım ve Ubuntumu MacOS X Leopard'a benzettim. Tabi bu benzeme sadece masaüstü resmi, simgeler ve renkler ile sınırlı oldu. Çokta abartmak istemedim yani.

Eğer sizde Ubuntunuzda böyle bir görünüm isterseniz, buradaki adresi ziyaret edebilirsiniz. Ben Mac görünümü istemiyorum, kendi sistemimi kendi zevkime göre yeniden şekillendireceğim diyorsanız, ziyaret etmeniz gereken sitenin burası olduğu aşikar.



10 Ekim 2009 Cumartesi

Yaşaaaamaaaakk Neee Güüüzeeelll!




Son zamanlarda blogumla pek ilgilenemiyordum. Kabızlık dönemi olarak adlandırabileceğimiz bu süre zarfını geride bıraktığımızı onur, sevinç, kıvanç, direnç... vb “nç” lerle duyururum. Artık sık sık yazı yazmaya çalışacağım. Tabi hayatın bana nefes aldırttığı kadarıyla.

Neyse, konumuza dönelim. Hayatımda güzel gelişmeler oldu. Örneğin en sonunda veremediğim Matematik dersini vererek bir üst sınıfa geçmeye ve aynı zamanda bitirdiğim iki yıl için de bir önlisans diploması almaya hak kazandım. Bunun için çok mutluyum. Hani böyle kelebekler, kuşlar, yaşamak ne güzel, hey, hey tadındayım son zamanlarda. Bakalım bu heblef durum ne kadar sürecek ve gerçek hayata ne zaman geri döneceğim.

Bunun dışında uzun zamandır uzak kaldığım bilgisayarıma ve internetime kavuşmuş bulunuyorum. Yahu meğersem ne kadar da alışmışım ben bu merete. Sigara gibi anasını satayım, bir başlayan bırakamıyor.

Evet şimdilik durum bu. Moralim yerinde ve mutluyum. Uzun zamandan beri böyle hissetmediğim için bünyede soğuk duş etkisi yarattı tabi biraz. Sanırım yakında atlatırım. Kendinize iyi bakın..

Linux ile Ralli...!



Araba yarışı oyunlarını sever misiniz? Ben bayılırım. En çok oynadığım araba yarışı serisi Need For Speed idi. Güzel de oyundu. Ama bence bir eksiği vardı. Ben bu tür oyunların daha gerçekçi olabilmeleri için aracı kullanırken oyuncunun aracı tepesinden görmesinden ziyade, içerden direksiyonla birlikte görmesinin daha iyi olduğunu düşünen biriyim. LFS (Live For Speed) oyununda bu ayrıntıyı atlamamışlar.

Linux altında birçok similasyon oyunu oynadım ama; hiçbiri, bu tür oyunlarda grafiğe ve gerçekçiliğe önem veren benim gibi "kıl" bir oyuncuyu tatmin etmemişti. Tam artık ne yapalım bizde FPS oyunlar ile oyalanırız diyordum ki, karşıma http://www.lfs.net/ adresi çıktı.

Oyun bana kalırsa gayet tatmin edici grafiklere sahip ve 256 mb ekran kartına sahip olan bilgisayarımda sorunsuz şekilde çalıştı. Ubuntu 9.04 altında, Wine (1.0.1 sürümü) ile gayet iyi performans sergiliyor.

Oyunun demo sürümünü indirerek denemek istiyorsanız http://www.lfs.net/?page=downloads adresinden indirebilirsiniz. Tam sürüm için ise lisans ( https://www.lfs.net/?page=shop )satın almanız gerekiyor.

9 Ekim 2009 Cuma

Şimdi Haberler...

Ubuntu 9.10 Beta Yayınlandı!
Ekim ayının sonlarına doğru çıkması beklenen Ubuntu 9.10 un beta sürümü yayınlandı. Bu yeni sürümde boot süresini önemli ölçüde düşüren ext4 dosya sistemi ön tanımlı olarak gelecek. Kernel 2.6.31 ve Gnome 2.28 kullanan bu sürümde, pidgin yerine de Empathy Messenger tercih edilmiş. Ayrıca Ubuntu One (http://ubuntuone.com) isimli serviste sisteme entegre edilecek.

Google Chrome'un Linux sürümü sessizce geliştiriliyor...

Google Chrome Linux sürümünü denemek isterseniz http://dev.chromium.org/getting-involved/dev-channel adresini ziyaret edebilirsiniz.

Gnome 2.28 Hazır...!

Linux dünyasının en sık kullanılan iki masaüstü ortamından biri olan Gnome' un yeni sürümü hazır. Geliştiriciler bu sürümle birlikte kullanıcılara daha iyi bir arama motoru, bluetooth yöneticisi, taşınabilir cihazlar için daha esnek güç yönetimi seçenekleri vaad ediyorlar.

Asus EEE PC ve Moblin...

Netbook (mini dizüstü bilgisayar) pazarının iddialı ve adından söz ettiren firması Asus'un mini dizüstü bilgisayarlarında tercih ettiği işletim sistemleri Windows ve Xandros Linux yerine Ekim ayının sonundan itibaren açık kaynaklı Moblin dağıtımını kullanmaya karar verdi.

Yararlanılan kaynak: pcnet

5 Ekim 2009 Pazartesi

Zorunlu Bir Ara

Ailecek içinde bulunduğumuz zor durumlar nedeniyle bir süredir blogumu boşlamak zorunda kaldım. Bu durum bir süre daha devam edecek gibi görünüyor. Beni çileden çıkartan sorunlarımızı bertaraf eder etmez yine buralara döneceğim.

Tabi can sıkıcı gelişmeler dışında hoşuma giden gelişmelerde olmadı değil. Onlar hakkında yazılarımı da çok yakında bu sayfalardan okuyabileceksiniz. Beni takip eden ve takip ettiğim arkadaşlarımdan, özür diliyorum. Kendinize iyi bakın...

6 Eylül 2009 Pazar

Sakarya Üniversitesi Kayıt Maceram

Geçenlerde üni kaydına gittik babamla beraber. 31 ağustosta sakaryada olmamız lazımdı 30 ağustos gecesi saat 23:58de otobüse bindik (şaka değil bu ciddi ciddi biletimizde 23:58 yazıyordu 00:00 değil : ))... Ama dakik bi firmaymış biz babamla en az yarım saat önce gelir bizim peronda bekler diyoruz hatta geç kaldı acaba bir terslik mi var diyoruz ki 23:55 gibi geldi apar topar bindirdi bizi 23:58de çıktık yola : ) taktir ediyorum Sakarya VİB’i :D
Yolculuk ayrı bi şamataydı babamın da benim de hayatta izlemeyecğimiz saçma salak yarışma programları açtılar otobüsün televizyonunda : ) oturduk izledik ne yapalım... elemanın birine solucan yediriyolardı mesela. Arkamdaki koltuktaki yine üni kaydına giden eleman da oh ne güzel protein gibisinden iğrenç yorumlar yapıyordu :) bu arada yine o elemandan öğrendim piranaların(doğru mu yazdım bilmiyorum) metabolizmaları çook hızlıymış…


Otogarda otobüsümüzü beklerken birer döner ekmek yiyelim demiştik babamla, yemiştik 9 lira demişti adam içimize oturmuştu : ) otobüste acısını çıkartacaktık! Kendimize güveniyorduk, yapabilirdik!!! Hiç uyumayarak yapılan tüm ikramlardan faydalandık ve az çok masrafımızı kapattık : ) umarım muavin bizi duymamıştır. Çünkü muavin dolaşıyo yolcular arasında uyanık olanlara kahve çay zart zurt ister misiniz falan diyo. Biz isteriz isterizzz diyoruz, eleman gidince “oo 2 lira da buradan kurtardık çak ulan”moduna giriyoruz :D ve o iki insanın birer avuç içini birbirininkine vurarak yaptığı şeyi utanmayıp sıkılmayıp yapıyoruz : )

Gece 3 gibi susurlukta mola verildi, bir sonraki dinlenme tesisinde mola vereceğiz falan deselerdi herhalde arkamızdaki adam oraya işerdi : ) sürekli ne zaman ihtiyaç molası vericez diye soruyordu zaar. Susurluk güzel yermiş, yani o dinlenme tesisi… gece 3 dersin sessiz sakin olur dersin yok arkadaş cıvıl cıvıldı. Çay ister misin abi sorusuna bir dakikada 3 kez maruz kaldık :) parası neyse verdik işedik : ) sonra ordaki teyzelerin yaptığı bazlamalardan aldık birer tane yanına bir susurluk ayranı(off neydi o yaa)…

Yolculuğumuzun devamı “neredeyiz acaba haydi tahmin edelim” şeklinde devam etti. Ve en nihayetinde sabah 06:30 gibiydi sanırsam indik Sakarya otogarına… Oradan üniversiteye dolmuşlar kalkıyordu.. Hem de beleş!! Bindik tabii ki : ) Baya yüksek bir yerdeydi EsenTEPE(!) Kampüsü. Otobüsle çıkarken sürekli ölçtüm biçtim, yürümeyi seven bir insanım acaba ben burayı yürüyerek çıkabilir miyim diye.. yok arkadaş mümkün değil : ) Her şeyi geçtim, yorulmayı, yokuşu falan geçtim kurtlar kuşlar yer beni yolda. Neyse efendim geldik üniversiteye, böyle bi insanlar bi kalabalık falan.. bildiğim daha doğrusu duyduğum kadarıyla mühendislik fakültelerinde çok fazla kız olmaz. O gün yalnızca mühendislik kazanan öğrencilerin kayıt günüydü ve etraf taş gibi kız kaynıyordu : ) eğer dedim kendi kendime mühendislik böyleyse gerisi nasıldır kim bilir hadi yine iyisin =)

Kocaman kocaman kayıt yazan yere gittik orada kayıt sırası alıcaz falan, 337. sıra gelmişti yanlış hatırlamıyorsam. Bir üzüldük bir üzüldük bize gelmez sıra diye. Çok çabuk geldi ama acemiyiz tabi nereden bileceğiz… Banka kuyruğuna girdik sonra, orada bir şey dikkatimi çekti. Ben liseye başlarken minnacık bir adamdım, benden daha kısa kız bulmak bile zordu vardı da birkaç tane :) ama o gün o sırada benim gibi mühendis adayı diğer insanlarla yan yana durunca vay be dedim kocaman olmuşum hee : ) Bankaya paramızı yatırıp kısa bir hüzün yaşadıktan sonra kayıt bürosuna yakın bir yerlere gittik. 0-50 arasını çağırdılar sonra 50-100 arasını sonra 100-150 öyle yani : ) Ama ben tabii ki 300-350 arası çağırıldığında gittim! Biliyoruz biz bu işleri hemen kaparız yani 337 ya hani 300-350 arası oluyor bizden kaçar mı : ) Girdim kayıt bürosuna birkaç kat çıktık saymadım o kadarını, sonra bilgisayar mühendisliği masasını buldum(şu anda kendi reklamımı yapıyorum) belgeleri teslim ettim adama öğrenci kimlik kartımı verdi lise fotoğrafı var üstünde böyle ceket borda kravat falan :) suratımda her vesikalığımda ön tanımlı olarak gelen ifade… Öğrenci belgemi de aldım indim aşağıya. Babamı buldum, yürüye yürüye kampüsten dışarı çıktık iğrenç bi muhabbet dönüyordu.

Kampus dışında bizim gibi kekleri bekleyen 40 tane çadır vardı özel yurtlara ait… Biz dördüncüde karar kıldık tamamdır bu haydi gidip görelim( ki bunun anlamı haydi gidip kaydını yapalım 8aylık sözleşmeyi bir yerinize sokup kelebeklerle dans edelim) dedik.
Geri dönüşte otogardaki yaşlı hipne bizi bursa üzerinden aktarmalı gönderirse daha çabuk İzmir’e varabileceğimizi söyleyip apar topar kalkmak üzere olan bursa arabasına bindirdi. Sonuç itibariyle gelişimizden daha uzun sürdü dönüşümüz :S
Böyle yani.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

17 Ağustos; Yıkıldık!

Üzerinden 10 yıl geçti, dile kolay on yıl... Ama hala yüreklerde acısı.



Allah bu ulusa bir daha böyle büyük acılar yaşatmasın.

Pardus 2009 ve Nvidia 173






İki yazı önce bahsettiğim Pardus cdim elime ulaştı. Tabi ben de hiç zaman kaybetmeden ulaştığı gün bilgisayarıma kurdum. Kurulum her zamanki gibi sorunsuz, kolay ve hızlıydı. Daha önceki sürümlerde özellikle ekran kartıyla ilgili sorunlar yaşardım ama bu sefer onuda yaşamadım:


Pardus 2009 şimdiye kadar bütün Pardus sürümleri içerisinde ekran kartımı doğru tanıyıp, istediğim çözünürlükte kullanmama da izin veren tek sürüm oldu. Daha önceki Pardus sürümlerinde de ekran kartım tanında, çalıştı ama hep birşeyler eksik kalıyordu. En çokta çözünürlük konusu can sıkıcı oluyordu. Her seferinde istediğim çözünürlüğü xorg.conf dosyasına elle girmem ve belki de daha başka taklalar atmam gerekiyordu. Tabi bu sadece Pardus'un sorunu değildi. Diğer birçok Gnu/Linux dağıtımı da benzer şekillerde beni uğraştırıyorlardı. Hepsinde mutlu sona ulaşıyordum ama bu biraz sancılı oluyordu.

Ama bu sefer herşey istediğim gibi oldu. Tabi istediğim gibi olması için biraz uğraştım ama eskisi kadar değil bu sefer. Sadece Menü --> sistem ayarları --> Ekran yolunu izleyip, ekran kartımı kurdum. Sonra da yine aynı yerdeki Aygıtlar sekmesinden ekran kartı yapılandırma
kısmına girip video sürücüsü olarak nvidia 173'ü seçtim. Bu işlemden sonra da yine Ekranlar bölümünden Çıkış özelliklerini istediğim şekilde ayarladım. Şu anda ekran kartım istediğim gibi çalışıyor. Pardus'ta Urban Terror oynayabiliyorum yeniden.

Bunların dışında şu anda yeni Pardus'u tanımaya çalışıyorum. Orasını burasını kurcalıyorum sevimli Pardusçuğumuzun. :)
Bir de ekran görüntüsü vereyim size...

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Kendi Kendine Söyleşi Yapmak





Kendi kendime sorular sorduğum bir gecede aklıma birden kendi kendime söyleşi yapmak geldi. Tamam biliyorum çok saçma ama yine de zevkli geldi ve bunu burada yayınlamak istedim. Aşağıda "İnternet ve Siz" temalı, kendi kendine söyleşinin ilk örneğini göreceksiniz. :)

-İnternetle ne zaman tanıştınız?

2005 yılının sonlarında. Daha önceleri de internet kafelerde
kendisiyle flört etmişliğim vardı ama, asıl tanışmamız 2005 yılında
kendi kişisel bilgisayarımı alıp, evime internet bağlatmamla oldu.

-Ne sıklıkla internete bağlanırsınız?

Evde olduğum hergün. Eğer evde değilsem, internet kafelere pek
gitmiyorum. Ama evdeysem modemim her daim açık olur.

-İnternette ne kadar zaman geçiriyorsunuz?

Günde en az 2-3 saatimi internette geçiriyorum. Tabi bu asgari
süre. Eğer yapacak hiç bir işim yoksa bu süre 8,9,10 ve hatta üstüne
bile çıkıyor.

-En çok ne tür sitelerde zaman harcıyorsunuz?

Elbette bloglarda, üye olduğum forumlarda, arama motorlarında,
topluluk sitelerinde (linux toplulukları), haber sitelerinde, kişisel
ilgi alanıma hitap eden sitelerde.

-En sık kullandığınız 5 site nedir?

1-) Google :)
2-) Ubuntu-tr.org (forum kısmında)
3-) Pardus-Linux.org (forum kısmında)
4-) Blogger
5-) Gmail ve Hotmail e posta hizmeti sitelerinde

-Yer imleri (sık kullanılanlar) listenizde kaç site var?

Oldukça fazla. Tahmini olarak 150-160 site vardır sanırım. Tabi
bir de bir tarayıcı da olup diğerinde olmayan siteleri de sayarsak bu
sayı 200'e kadar gidebilir. Fakat en sık kullandığım site sayısı 25-30
civarındadır.

-Anında mesajlaşma yazılımlarıyla aranız nasıldır?

Aslında çok fazla kullanmam. Arada çok canım sıkılırda konuşacak
birilerini ararsam oturum açıp konuşacak insan arar, bulamazsamda
kapatırım.

-Hangi tarayıcıyı(tarayıcıları) kullanırsınız?

Çoğunlukla Firefox. Ama arada Opera kullandığımda olur. Ara sıra
da sadece meraktan kurup kısa süre kullandığım tarayıcılarda olmuştur.
Deneme amaçlı kurup kullandığım tarayıcılar arasında en hoşuma giden
Flock olmuştur. Ancak çok fazla sosyal ağ sitelerini kullanmadığım için,
sürekli kullanmamıştım.

-Kablolu mu kablosuz mu bağlantıyı tercih ediyorsunuz?

Dizüstü bilgisayarım olmadığı için kablolu bağlantıyı
kullanıyorum.

-İnternetten alışveriş yapar mısınız?

Hayır. Alışverişi pek sevmem.

-Tarayıcı oyunlarını oynar mısınız?

Evet ara ara methini duyup bir süre oynadığım oyunlar olmuştur.
Şimdi
de bir oyun oynuyorum, adı umaykut, zevkli bir oyun. Sanırım en uzun
soluklu tarayıcı oyunum olarak tarihe geçecek kendisi. :)

-Video sitelerini ne sıklıkla kullanırsınız?

Facebookta arada videoları takip ederim. Bir de okudum bloglarda
yada forumlarda bağlantı verilenleri izlerim. Ama sırf video izlemek
için video sitelerini kullanmam. Tabi bunda kotalı kullanıcı olmamın da
etkisi büyük. :)

-P2P yazılımlarıyla aranız nasıldır, torrent kullanır mısınız?

Şimdi P2P kullanmıyorum dersem yalan olur, kullanıyorum elbette
arada. Ama pek sık kullanan biri değilim. Sanırım "Korsana Hayır"
kampanyası bir suçluluk psikolojisi yarattı üstümde, bu yüzden özellikle
mp3 indirmemeye çalışıyorum. Torrente gelince onu sık kullanıyorum.
Özellikle yeni Gnu/Linux dağıtımların indirirken torrent sistemini
kullanırım.

-İnternette kullandığınız rumuzlar nelerdir? Kaç tane rumuz kullanıyorsunuz?

En çok kullandığım rumuzum, "dozi" dir. Arada başka rumuzlarda
kullanırım. En çok kullandığım 4 adet rumuzum vardır.

-Kalonline, Metin2, Silkroad türü oyunlar oynar mısınız?

Hayır. Aynı şey değil ama sıkı bir Urban Terror oyuncusuyumdur.
:)

-İnternet kullanımınızla ilgili en sık kullandığınız yazılımlar nelerdir?

Elbette tarayıcım Firefox.
Bir diğer tarayıcım Opera.
Msn yazılımım Amsn.
Torrent yazılımım Ktorrent ya da Transmission.
P2p yazılımım Limewire.
E-Posta yazılımım Evolution.
Rss okuyucum Akregator ve Liferea.
Sohbet odalarına bağlanmak için kullandığım yazılımım
Konversation.


-İnternetsiz bir yaşamı tarif eder misiniz? İnternet bulunmamış olsaydı sizce dünya nasıl olurdu?

İnternet bağımlısı sayılabilecek bir insan olarak, internetsiz
yaşam bana tatsız gelirdi sanırım. İnternet bulunmasaydı bilgiye ulaşmak
zor olurdu, iletişim daha zayıf olurdu, bunlara bağlı olarakta bir çok
bilim dalı ve sektör, nal toplar olurdu. Tabi bir de insanlar daha
sağlıklı olurdu sanırım. Yani bu kadar teknoloji elbette biyolojik bir
canlı olan biz insanlara yarar kadar zarar da getiriyor.

-Peki güvenli bir internet kullanımı için, bilgisayarınızda ne gibi önlemler alıyorsunuz?

Aslında pek fazla önlem almıyorum. Gnu/Linux bu konuda bana
yeterince yardımcı oluyor zaten. Ama yine de eğer kullandığım dağıtımda
grafiksel bir güvenlik duvarı varsa, onu aktif ediyorum. Bir de
kullandığım portlara dikkat ediyorum hepsi bu.



Bu kendi kendine söyleşi, bu yazıyı okuyan herkese gelsin. Sizlerde ister tüm soruları aynen alarak, ya da eklemeler ve değiştirmeler yaparak bu söyleşimsi mimimtırak şeyi kullanabilirsiniz. Haydi kendinize iyi bakın!

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Amanın...! Bana Bir Şeyler Oluyor!

Geçenlerde taa annemle babamın evlendikleri zamandan kalma, yani yaklaşık 24 yıllık koltuğumuz kırıldı. Annem atmaya niyetlenmişti ama ben bir kahraman edasıyla kendimi ortaya atarak, koltuğu tamir edebileceğimi öne sürdüm.  
 Zaten babam vefat ettiğinden beri evdeki her türlü ufak çaplı tamir işlerini ben yapıyordum. Bunu da halledebilirim diye düşündüm ve çekiç, kerpeten, pense, tornavida takımım, bir miktarda çiviyi alarak işe koyuldum. 

 Öncelikle koltuğu ters çevirip, artık içine çökmüş olan baza gibi kullanılan kısmını düzelttim. Ne kadar çivi çaktığımı ben bile bilmiyorum. Bunu hallettikten sonra asıl kırılan yeri üç çivi marifetiyle birbirine tutturdum. Sağlam olsun diye de yine koltuğu ters çevirip alt kısmına, boylu boyunca çıta çaktım. Oldukça sağlam olmuşa benziyordu.
 
 Artık işimin bittiğini düşünüp koltuğu ters çevirmek için hamle yaptım ve ne olduysa o anda oldu. Koca koltuğu çevirirken elimden kaçırdım ve büyük bir hızla ayağımın üzerine düşürdüm. 

 Koltuk ayağımın üzerine düşmekle kalmayıp bir de sıyırarak düşmüştü. Ayağımı koltuğun altında kurtardığımda önce sadece bir morluk ve sıyrık gördüm. Hemen yıkamak istedim. Banyoda ayağımı yıkadım ve bu seferde kanamaya başladığını fark ettim.

 Tabi bu durumda kan tutan birisi olarak yapacak fazla bir şeyim kalmamıştı. Bana en uygun olan şeyi yaptım ve salona kadar kendimi zor atarak, anneme "Bana su ver, gidiyorum" diyerek kendimi yere bıraktım. 

 Annem, garibim elinde bir şişe su ve iki üç tane küp şekerle yanıma koştu hemen. Annem beni kan tuttuğunu bildiğinden ne zaman böyle bir şey olsa hemen küp şekeri hazır eder. :) Bir küp şeker, bir yudum su derken biraz topladım kendimi ama yine de başım dönmeye devam ediyor, midem bulanıyor ve gözlerim buğulu görüyordu. Ellerimin titremesinden suyu içemeyince annem su içirdi. Kendimi çok çaresiz hissediyordum lan günlük. 
 
 20 dakika kadar uzandım olduğum yerde. Sonra bir kahraman edasıyla tekrar ayağa kalktım, annemin bütün itirazlarına rağmen. Mutfağa gittim. Biraz daha su içtim. Ayağımın üzerine düşen koltuğa, "sana yardım eden, hayatını kurtaran birine bu yapılır mı lan!" der gibi baktım uzun uzun. Sonra yine bir baş dönmesi, göz kararması, kendimi tekrar yerde buldum. Ulan yarım saat içindeki ikinci fenalık geçirişimdi bu. Annem tekrar önce küp şeker sonra su içirdi. Sonra en iyisi senin tansiyonuna bakalım dedi ve içerden tansiyon aletini getirdi. Allahtan zamanında nasıl kullanacağını ona öğretmişim yoksa hayatta kendim ölçemezdi, kolumu kıpırdatacak halim yoktu. 

 Annem tansiyonuma baktı ve büyüğün 13 küçüğün de 5 olduğunu söyledi. Küçük tansiyonum baya düşmüştü. Ben en iyisi sana biraz tuz vereyim o dengeler dedi ve bir miktar tuz tüketimi yaptım bu seferde. 

 Daha sonra uzandığım yerde uyuyup kalmışım. İki saat sonra uyandığımda kendimi biraz daha toplamış gibi hissediyordum. Dünden beri kendime kızıp duruyorum. Ulan insanı kan tutarda bu kadar mı tutar be kardeşim. Demek ki yalnız başıma ciddi bir yaralanma geçirsem, kendimi kurtaramayacağım bu baygınlık geçirme huyum yüzünden...

 Benim bu psikolojik durumdan kendimi kurtarmam lazım. Olmaz bu böyle. Gerçi ne zaman böyle olsam, kendi kendime telkinde bulunup "Yok lan ciddi bir şey, ufak bir sıyrık, acımıyor zaten, hiç bir şeyim yok, aslanım, kaplanım" gibi içimden konuşsam da, sonum hep yere yığılmak oluyor, ayaklarım tutmuyor, gözlerim kararıyor, başım dönüyor, midem bulanıyor,ellerim titriyor... Sanki bütün vücudum bana karşı ayaklanıyor.

 Neyse bu badireyi de böylece atlattık. Baygınlık geçirmekle yetindim sadece. :) Tabi bunda annemin insan üstü çabalarını da yabana atmamak lazım. 

 Kendinize iyi bakın, ayılıp bayılmayın efendim. Sizlerde benim gibi evde tamirat işleri yapıyorsanız, iki kere dikkatli olun... :) 

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Pardus 2009 CDlerimi Bekliyorum


Pardus 2009 cd sipariş sayfasından cd siparişimi verdim. 5-6 Ağustos tarihlerinde cdleri adreslere göndermeye başlayacaklarmış. Eğer sizde istiyorsanız bu adresteki cd istek formunu doldurabilirsiniz. Daha geniş bilgi için bu adresi kullanabilirsiniz. Cdler Türkiye'nin her yerine 2,36 TL karşılığında gönderilecek.

28 Temmuz 2009 Salı

Gülme! -Şiir-

Geçen gece birden esti ve oturdum aşağıdaki şiiri yazdım. Artık beğenir misiniz bilmem.

Gülme!

Gülme, ben gayet ciddiyim.
Seviyorum seni deliler gibi.
Bak, ne olur gülme, ben gayet ciddiyim.
Gözlerim gözlerine kilitli.

Uyuyamıyorum, yemeden içmeden kesildim,
Başımda kavak yelleri.
Gülme, gayet ciddiyim,
Bu aşk beni bitirdi.

Kokunu alıyorum meltemle,
Soluk alıp verişini.
Sesini bin metreden duyuyorum.
Saçını tarıyorum rüzgarla.
Gülme, yalvarırım gülme,
Bu iş çok ciddi.

23 Temmuz 2009 Perşembe

İyiki Doğdum Beeennn!


 
 Yıllar önce bugün, olmadık bir işe imza atmışım efendim ben. Çok lazımmışım gibi doğmuşum. 

 Sabaha karşı bir saatte gözlerimi dünyaya açmışım. Ben dünyaya gelirken hastanenin elektrikleri kesilmiş. Daha birinci dakikadan belli etmişim kendimi yani. 5,5 kilo doğarak hastane çalışanlarını da dumura uğratmışım. 

 Bugün birkaç sevenim arayıp doğum günümü kutladılar. Bir kısmı da mesaj çekti. Sağolsunlar. Hatırlanmak güzel şey. Gerçi bazıları hatırlamadı bile ama önemli değil canları sağolsun. Ben de onların doğum günlerini hatırlamam, ödeşmiş oluruz. :) 

 Artık dolu dolu 23 yaşında bir herifim. Vatana millete hayırlı olsun, ne diyeyim. :) 

21 Temmuz 2009 Salı

Halı sahada bir KAZMA!


Geçen gece, bu blogda da yazarlığı bulunan -fakat daha bir numarasını göremediğimiz- sevgili kardeşim, beni her hafta düzenledikleri halı saha maçına davet etti. Uzun zamandan beri davet eder dururdu zaten ama ben hiç gitmemiştim. Hatta itiraf etmeliyim ki genelde türlü mazeretler uydururdum. Gitmek istemememin nedeni yıllardır futbol oynamamış ve iyice hamlaşmış olmamdı. En son lisede öğrenciydim ben futbol maçı yaptığımda. Maç yapacağım kişilerin neredeyse hepsi 17-18 yaş aralığındaki gençlerdi. Ben ise 24 üne merdiven dayamış bir moruktum. (kendi adıma konuşuyorum) Üstelik sigara içen biriydim ve bu yüzden koşamıyordum. 

Neyse, kardeşimin 58. maça çağırma konuşmasında, inadına, kararlılığına, daha fazla ayak diretemeyip -üstelik mazeretlerimde tükenmişti- tamam dedim, geliyorum bu sefer. Ancak kimsenin benden fazla bir şey beklememesini söyledim.

Gecenin 11 inde, maç yapacağımız yere gittik beraber. Gece saat 12 yi vurduğunda kendimi halı sahanın ortasında üzerimde bir biple buldum. Aslında eskiden iyi oynardım ben bu futbol denen mereti. İyi oynardım derken aklınıza Pele, Maradona gelmesin elbette. Kendi çapında iyi bir savunma oyuncusuydum. Hatta bir aralar kaleciliğim bile gayet iyiydi. Birkaç çalım tekniğim bile mevcuttu hatta. Neyse maç başladı. Yaklaşık 15 dakika sonra sahada pili bitmiş, yere yığılmamak için kendini zor tutan, dili dışarda ve nefes alış verişi takım arkadaşları tarafından gayet net duyulan bir savunma oyuncusuydum. Kaleye de geçmiştim bir ara. Tabi o sırada yediğim iki enfes gol, moralime moral katmıştı. Ulan baya baya takozlaşmışım ben dedim. Allahtan kardeşim iyi oynuyordu da aile şerefimiz iki paralık olmaktan kurtuldu. :) 

Dilim damağım birbirine yapışmış, ordan oraya koşarken, bir de giydiğim ayakkabıların suni çim sahada sürekli kayması, beni daha da beceriksiz biri olarak göstermeye yetmişti. Ne zaman tüm gücümü toparlayıp koşmaya başlasam sonu yerde bitiyordu. Söve söve bir hal olmuştum artık. Ulan zaten oynayamıyorum bir de ayakkabılarım bana ihanet ediyordu. Hele tüm gücümü toplayıp sağ kanattan yaptığım atağın sonu tepe taklak yuvarlanıp dizlerimin üzerinde bir müddet kaymak olunca, işin tadı iyice kaçmıştı benim için. Az daha yuvarlansaydım, kornere çıkıyordum.

Diğer gençler tazı gibiydi. Hatta kardeşimin öğretmeni olan 30 küsür yaşındaki kişi dahi benden iyi koşuyordu. Ben ise defansta topu alıp orta sahada bir başkasına bırakıyordum. Daha fazlasını gözüm almıyordu çünkü. Gerçi bir iki hoş sayılabilecek şeyler de yaptım ama kazmalıklarımın arasında onlar da eriyip gitti elbette.

Sonuç olarak 1 sayı farkla yenildik. Maç sonu konuşmalarda bu bir farkı bana yükleyebileceklerini, takımın en kötüsünün ben olduğumu söyledim. Başarıyı kabullenmek kadar başarısızlığını fark etmekte bir erdemdir değil mi? :) 

Eve dönerken kardeşime beni bir daha böyle tazı gibi adamlarla maç yapacakları zaman çağırmamasını önerdim. Bu onların takım olarak menfaatlerineydi.

İllaki toplumsal mesaj isteyen bünyeler için söyleyebileceğim şey ise; sigaranın sağlığa zararlı olduğu ve sigara içip, uzun zamandır spor yapmıyorsanız, -benim gibi- kendinize birden yüklenmemeniz, önce biraz koşarak, yüzerek, şınav, mekik, açma germe vb gibi hareketlerle kendinizi alıştırmanız gerektiğidir. Ha benim ciğerlerim sağlamdır, aygır gibiyimdir diyorsanız o zaman ne haliniz varsa görünüz efendim. :) 

Pardus 2009 Kararlı Sürüm Çıktı

Gnu/Linux Pardus işletim sisteminin son sürümü 2009, sunuculardaki yerini aldı. KDE 4 masaüstü ortamını kullanan dağıtımı indirmek için bu adresi kullanabilirsiniz. 

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Uygur Türkleri Katlediliyor!




Uygur Türkleri, Çinliler tarafından katlediliyor. Evet bunun başka bir tanımı yok, bu tam anlamıyla bir katliam. Filistinde Araplara yapılanları katliam olarak nitelendirenler, Türk katliamı karşısında suskunlar nedense. Şu bağlantıdaki görüntü, katliamın hangi boyutlara ulaştığının bir göstergesi olarak yeterli. Hepimizin elimizden geldiğince bu katliama tepki göstermemiz gerekiyor. Gerek sokaklara dökülerek, internet yoluyla, elimizden gelen şekilde herşeyin farkında olduğumuzu göstermemiz gerekiyor.
Bu bağlantıdaki yazıyı bir okuyun.



Olayların başlangıç noktası olarak bir oyuncak fabrikasında zorla çalıştırılan Uygur Türklerinin içerisindeki yaşları küçük Uygur kızlarına, çinlilerin sarkıntılık yapması üzerine başlıyor. Çinlilerin bu terbiyesizliklerine karşılık Uygur gençleri araya giriyor. Bunun üzerine de çinliler Uygurların yatakhaneleri basıp 30 Uygur Türkünü öldürüp 80 Türkü de yaralıyor. Uygur Türkleri tutuklanırken çinlilere dokunulmuyor. Bunu protesto etmek isteyen 20 bin kişi Halk meydanında toplanıyor polis yetersiz kalıyor ve ordu devreye girip katliama başlıyor. Şu anda Uygur bölgesi tamamiyle dış dünyayla bağlantıları koparılmış durumdu. Bölgede elektrikler kesik, internet çalışmıyor. Çinliler yaptıkları katliamı dünyadan gizlemeye çabalıyor. Çin kaynaklarına göre bölgede 156 ölü, 828 yaralı var. Fakat Doğu Türkistanlılar ölü sayısının 500 olduğunu söylüyor.

Bu katliama sessiz kalmayalım. Elimizden geleni ortaya koyalım. Bizim kandaşlarımız öldürülüyor. Buna sessiz kalmak demek, kendi kanına, atasına küfretmek demektir.

2 Temmuz 2009 Perşembe

Pardus 2009 Beta Maceram




Aslında kararlı sürüme kadar beklemeyi düşünüyordum ama daha
fazla dayanamadım. Kotanın sıfırlanmasını da fırsat bilerek, 1 Temmuz
günü Pardus 2009'u indirdim ve kurdum.



Kurulum sırasında herhangi bir tatsız durum ortaya çıkmadı.
Fakat kurulum bittikten sonra yeniden başlat dediğimde cd yi sürücüden çıkardı ve yeniden başlatmak yerine donmayı tercih etti. :) Bir süre bekledim, düzelmeyince elimle yeniden başlattım sistemi. Bilgisayarımı yeniden başlattığımda grub kurulmuş ve sistemimde kurulu diğer işletim sistemlerini listeye eklemişti. Listeden çok merak ettiğim Pardus 2009'u seçtim. Yeni renk Pardus'a yakışmış. Çok parlak bir renk olmadığı için rahatsız etmiyor insanı. Giriş ekranının yeni hali de çok hoşuma gitti. Sisteme giriş yaptığımda o çok merak ettiğim ama kurulu bir sistemde karşılaşmanın hiç nasip olmadığı KDE4 karşıma çıktı. Tabi öncelikle daha önceki Pardus deneyimlerimizden hatırladığımız "Kaptan" çıktı karşımıza ve sistemimiz için basit ama önemli ayarlamaları yapmamıza yardım etti. Bütün ayarlarımızı yaptıktan sonra sıra ekran kartını tanıtmaya gelmişti. Pisiyi açtım ve ekran kartım için gerekli paketleri seçip kuruluma başladım. Kurulum bittikten sonra sistemimi yeniden başlattım (aslında sadece grafik ekranı yeniden başlatacaktım ama nedense ctrl+alt+silme tuşları tepkisiz kaldı). Kartım kurulduktan sonra daha önce diğer dağıtımlarda da başıma gelen çözünürlük sorununu yaşadım. 1280x1024 çözünürlüğe alışık biri olarak 1024x768 çözünürlüğü kullanamıyorum. Elle birkaç müdahale ve ekranı yeniden boyutlandırmaya ve çevirmeye yarayan programla ekran kartımdan 1280x1024 lük çözünürlüğü aldım. Fakat bu sırada ilginç bir durumla karşılaştım. Pardus'u ilk açtığımda açılış sesini duymuştum. Yani ses kartım çalışıyordu. Ama ekran kartını kurduktan sonra Amarok'u açtığımda sesin çalmadığını fark ettim. Hemen sistem çekmecesinden Kmix'i kontrol ettim ama Kmix çalışmıyordu. alt+f2 tuşlarına basıp kmix yazdığımda da çalışırmış gibi yapıp çalışmıyordu. Konsoldan çalıştırınca Kmix programında ses denetimlerinin olduğu bölümün boş olduğunu gördüm. Pulseyi açtığımda da ses kartının olmadığına dair bir yazı ile karşılaştım. Hemen aklıma sistemi güncellemek geldi. Konsoldan pisi up komutunu verdim ve yükseltilecek paketlerin indirilmesini ve kurulmasını beklemeye başladım. İşlem tamamlandığında sistemi yeniden başlattım ve yeni kerneli seçerek Pardus'u açtım. Kmix olması gereken yerde ve çalışır durumdaydı. Bu sorunu da böylece halletmiş olmanın sevinciyle, Amarok'u açıp müzik dinlemeye başladım. Bir yandan da bu yeni masaüstü ortamını tanımaya çalışıyordum. Yıllardır masaüstünde kısayollar görmeye alışık biri olarak bu yeni durum ilk birkaç saat bana garip gelmişti. Ama zamanla plasmaların çalışma mantığını anlayınca, en sevdiğim KDE sürümü olan 3.5.9-10 ile KDE 4'ü görsel anlamda karşılaştırmaya başladım ve gerçekten de bu yeni görünümün çok daha hoş olduğuna inanmaya başladım. Sanki herşey daha kullanışlıydı. Pardus'ta kurulu olarak gelen birkaç temayı denedim, hepsi birbirinden güzeldi. Kısacası yeni Pardus çok hoşuma gitti. Kararlı sürümle birlikte hatalarından daha da arınacağını ve en acemisinden en uzmanına kadar, bütün bilgisayar kullanıcılarının beğenisini kazanacağını düşünüyorum. Bu arada ext4 ile ilgili olarakta herhangi bir can sıkıcı durumla karşılaşmadım.



Sonuç olarak yeni Pardus gerçekten de kullanışlı göründü bana.
Kurulu olarak gelen uygulamalar da gayet iyi seçilmiş. Daha önce
Gnu/Linux dağıtımlarını kullanmamış kullanıcılara, kararlı sürüm
çıktığında Pardus'a bir şans vermelerini öneriyorum. Pişman
olmayacaklardır.



Yazıda karşılaştığınız yazım ve noktalama hatalarını yorum ya da
e-posta yoluyla bana iletebilirsiniz.

25 Haziran 2009 Perşembe

Pardus İtalya'da kapak konusu oldu!





Özgürlükiçin.com sitesindeki haberde İtalyan teknoloji degilerinden birinin Pardus'u incelediği haberini okudum. Pardus'u inceleyen İtalyan dergisinin Pardus'taki özelliklerden "Bu bir mucize mi?" sözüyle bahsetmesi gerçekten insanın hoşuna gidiyor. Dergi Pardus'u 6 sayfa incelemiş. Gayet tarafsız bir gözle artılarını ve eksilerini ortaya koymuş sitedeki kısa Türkçe çeviriden çıkarabildiğim kadarıyla. Habere ulaşmak için bu bağlantıya tıklayın. Bu tip incelemelerin bizim yazılı basınımızda da artması dileğiyle.

Uyuyamıyorum





Evet, son günlerdeki yeni meziyetim bu, uyuyamıyorum. Bütün gece malak gibi oturuyorum bilgisayarın karşısında, ya müzik dinliyorum ya da internette geziniyorum. Arada bir de film izliyorum. Uyuyayım diye ayran içiyorum, koyun sayıyorum, yetmiyor çobanları da sayıyorum ama olmuyor. Ninni söyleyeyim kendime dedim, hem söyleyip hem uyuyamayacağımı anlayınca vazgeçtim. Sanırım şu veremediğim dersi çok kafaya takıyorum. Gerçi takılmayacak gibi de değilki o da! Neyse bu konudan bahsedip hem kendimi hemde sizi sıkmak istemem.

Kendimi tanıyamıyorum kaç günden beri. Aynaya baktığımda gördüğüm yüz benimki değil sanki. Eski neşeli adam gitmiş, yerine bu asık suratlı, çatık kaşlı, her daim kavga etmeye hazır gibi görünen bir adam gelmiş. Birisi ters bir şey söylese de, kavga etsek diye bakınıyorum ortalığa. Ne yediğim yemekten keyif alıyorum, ne içtiğim sudan tat. Sersem gibi bir şey oldum. Şimdi aşık mı oldun yoksa diyeceksiniz ama yok bu o tür bir sersemlik değil. Aşk ayrı bir sersemlik hali. Onu da yaşadık elbette ama mutlu sonla bitmedi o. Zaten benim mutlu sonla biten pek hatıram yok resmi kayıtlarda. Neyse çokta özele girmeyelim değil mi? :) Konumuzu dönelim. Ne diyorduk hah tamam, uyuyamıyorum. Evet uyuyamıyorum arkadaş ya. Kafamı yastığa koyar koymaz binbir düşünce doluyor zihnime. O ordan çekiştiriyor, bu burdan.


Bakalım birazdan uyumayı deneyeceğim ama başarabileceğimi sanmıyorum. Yine de umudumuzu korumamız lazım değil mi? O zaman bir şarkıyla uyku perimizi çağıralım (yalnız lütfen periye sarkmayalım,rica ederim). Evet
sıradaki parçamız Müzeyyen Senar'dan geliyor, Uyu Demeye Geldim. Bu şarkıyı kendime ve bütün uyuyamayanlara gönderiyorum.

23 Haziran 2009 Salı

Yine mi?!

Aöf 2009 yılı final sınavı sonuçları açıklandı. Kaldığım derslerden üçünü vererek kendimce büyük bir başarıya ulaşmamın yanı sıra, yıllardır veremediğim bir dersi yine verememem de kendime küsmeme, sövmeme, hakaretler yağdırmama neden oldu.

Bir de geçmem için gereken notun sadece iki puan aşağısında kalarak ortalamayı tutturamam da bu işin en eğlenceli (!) tarafı oldu. Bir görseniz sınav sonuç sayfasında bu tabloyu görünceki sevincimi, yanımda bir dakika durmaz, kaçardınız. Dünden beri hayalet gibi geziyorum. Yahu iki puan daha yukarıda bir sonuç almış olsam diplomamı alacaktım lan!... Hayır yanlış anlama sevgili okuyucu, buradaki lan sana değil, tamamiyle bir iç hesaplaşma bu.

Sanırım bu yazı da, sinir krizleri içerisinde, hayatta en sevdiğim ve bu yüzden durmadan kaldığım dersi, bir kez daha verebilmek için ders çalışarak geçireceğim. Hay ben böyle işin...

18 Haziran 2009 Perşembe

Türk Dünyası Müzikleri


Orta Asya'dan Balkanlara Türk Dünyası Müzikleri:



Bu eser T.C. Kültür Bakanlığı Devlet Türk Dünyası Müziği Topluluğu tarafından icra edilmektedir. Bu topluluk dünyada ve ülkemizde bu alanda faaliyet gösteren tek topluluktur. Önemli bir boşluğu doldurmuştur.

İnternette Orta Asya ile ilgili araştırma yaparken http://www.tika.gov.tr/TR/Icerik.ASP?ID=132 adresini buldum. Kültür Bakanlığı Devlet Türk Dünyası Topluluğu tarafından icra edilen iki cd lik bu çalışmayı muhakkak incelemelisiniz. Ben geç öğrendiğime pişman oldum, siz de vakit kaybetmeden dinleyin istedim. Kazaklardan Özbeklere, Gagauzlardan Tuvalara kadar birçok kardeş Türk devletine ait bu ezgiler, eminim hoşunuza gidecektir. Keyifli dinlemeler.

1.cd İçindeki Müzikler
Şarkı Adı Ülke
Mp3-Süresi
1.Aday
Kazakistan
2.Mingitav
Karaçay Türkleri
3.Uralım
Başkortostan
4.Kat Cazam
Kırgızistan
5.Savt-ı suvare
Özbekistan
6.Getme
Azerbaycan
7.Mari Kız
Gagauz Türkleri
8.Hasret Çektim
Uygur Türkleri
9.Bejin'den
Tuva
10.Ayrılmagız
Tataristan
11.Küşt depti
Türkmenistan
12.Şehnaz sarkı
Türkiye

II.CD İÇİNDEKİ MÜZİKLER
Şarkı Adı Ülke
Mp3-Süresi
1.Gaytağı
Azerbaycan (Seid Rüstemov)
2.Manas
Kırgızistan
3.Bar mi?
Türkmenistan
4.Cildizım
Kazakistan
5.Yarimnin saçı meyde
Özbekistan
6.Biz Kırım'dan Çıkkandan
Kırım Tatarları
7.Elmaların yongası
Türkiye
8.Şıngır Şıngır
Çuvaşistan
9.Münüse
K.K.T.C.
10.Khanza big
Hakas Türkleri
11.Sonamız gölde kaldı
Kuzey Irak Türkleri
12.Şefo'nun evi
Rumeli
13.Kiye henni
Saha-Yakut Türkleri
14.Tahtacı Semahı Türkiye