28 Temmuz 2009 Salı

Gülme! -Şiir-

Geçen gece birden esti ve oturdum aşağıdaki şiiri yazdım. Artık beğenir misiniz bilmem.

Gülme!

Gülme, ben gayet ciddiyim.
Seviyorum seni deliler gibi.
Bak, ne olur gülme, ben gayet ciddiyim.
Gözlerim gözlerine kilitli.

Uyuyamıyorum, yemeden içmeden kesildim,
Başımda kavak yelleri.
Gülme, gayet ciddiyim,
Bu aşk beni bitirdi.

Kokunu alıyorum meltemle,
Soluk alıp verişini.
Sesini bin metreden duyuyorum.
Saçını tarıyorum rüzgarla.
Gülme, yalvarırım gülme,
Bu iş çok ciddi.

23 Temmuz 2009 Perşembe

İyiki Doğdum Beeennn!


 
 Yıllar önce bugün, olmadık bir işe imza atmışım efendim ben. Çok lazımmışım gibi doğmuşum. 

 Sabaha karşı bir saatte gözlerimi dünyaya açmışım. Ben dünyaya gelirken hastanenin elektrikleri kesilmiş. Daha birinci dakikadan belli etmişim kendimi yani. 5,5 kilo doğarak hastane çalışanlarını da dumura uğratmışım. 

 Bugün birkaç sevenim arayıp doğum günümü kutladılar. Bir kısmı da mesaj çekti. Sağolsunlar. Hatırlanmak güzel şey. Gerçi bazıları hatırlamadı bile ama önemli değil canları sağolsun. Ben de onların doğum günlerini hatırlamam, ödeşmiş oluruz. :) 

 Artık dolu dolu 23 yaşında bir herifim. Vatana millete hayırlı olsun, ne diyeyim. :) 

21 Temmuz 2009 Salı

Halı sahada bir KAZMA!


Geçen gece, bu blogda da yazarlığı bulunan -fakat daha bir numarasını göremediğimiz- sevgili kardeşim, beni her hafta düzenledikleri halı saha maçına davet etti. Uzun zamandan beri davet eder dururdu zaten ama ben hiç gitmemiştim. Hatta itiraf etmeliyim ki genelde türlü mazeretler uydururdum. Gitmek istemememin nedeni yıllardır futbol oynamamış ve iyice hamlaşmış olmamdı. En son lisede öğrenciydim ben futbol maçı yaptığımda. Maç yapacağım kişilerin neredeyse hepsi 17-18 yaş aralığındaki gençlerdi. Ben ise 24 üne merdiven dayamış bir moruktum. (kendi adıma konuşuyorum) Üstelik sigara içen biriydim ve bu yüzden koşamıyordum. 

Neyse, kardeşimin 58. maça çağırma konuşmasında, inadına, kararlılığına, daha fazla ayak diretemeyip -üstelik mazeretlerimde tükenmişti- tamam dedim, geliyorum bu sefer. Ancak kimsenin benden fazla bir şey beklememesini söyledim.

Gecenin 11 inde, maç yapacağımız yere gittik beraber. Gece saat 12 yi vurduğunda kendimi halı sahanın ortasında üzerimde bir biple buldum. Aslında eskiden iyi oynardım ben bu futbol denen mereti. İyi oynardım derken aklınıza Pele, Maradona gelmesin elbette. Kendi çapında iyi bir savunma oyuncusuydum. Hatta bir aralar kaleciliğim bile gayet iyiydi. Birkaç çalım tekniğim bile mevcuttu hatta. Neyse maç başladı. Yaklaşık 15 dakika sonra sahada pili bitmiş, yere yığılmamak için kendini zor tutan, dili dışarda ve nefes alış verişi takım arkadaşları tarafından gayet net duyulan bir savunma oyuncusuydum. Kaleye de geçmiştim bir ara. Tabi o sırada yediğim iki enfes gol, moralime moral katmıştı. Ulan baya baya takozlaşmışım ben dedim. Allahtan kardeşim iyi oynuyordu da aile şerefimiz iki paralık olmaktan kurtuldu. :) 

Dilim damağım birbirine yapışmış, ordan oraya koşarken, bir de giydiğim ayakkabıların suni çim sahada sürekli kayması, beni daha da beceriksiz biri olarak göstermeye yetmişti. Ne zaman tüm gücümü toparlayıp koşmaya başlasam sonu yerde bitiyordu. Söve söve bir hal olmuştum artık. Ulan zaten oynayamıyorum bir de ayakkabılarım bana ihanet ediyordu. Hele tüm gücümü toplayıp sağ kanattan yaptığım atağın sonu tepe taklak yuvarlanıp dizlerimin üzerinde bir müddet kaymak olunca, işin tadı iyice kaçmıştı benim için. Az daha yuvarlansaydım, kornere çıkıyordum.

Diğer gençler tazı gibiydi. Hatta kardeşimin öğretmeni olan 30 küsür yaşındaki kişi dahi benden iyi koşuyordu. Ben ise defansta topu alıp orta sahada bir başkasına bırakıyordum. Daha fazlasını gözüm almıyordu çünkü. Gerçi bir iki hoş sayılabilecek şeyler de yaptım ama kazmalıklarımın arasında onlar da eriyip gitti elbette.

Sonuç olarak 1 sayı farkla yenildik. Maç sonu konuşmalarda bu bir farkı bana yükleyebileceklerini, takımın en kötüsünün ben olduğumu söyledim. Başarıyı kabullenmek kadar başarısızlığını fark etmekte bir erdemdir değil mi? :) 

Eve dönerken kardeşime beni bir daha böyle tazı gibi adamlarla maç yapacakları zaman çağırmamasını önerdim. Bu onların takım olarak menfaatlerineydi.

İllaki toplumsal mesaj isteyen bünyeler için söyleyebileceğim şey ise; sigaranın sağlığa zararlı olduğu ve sigara içip, uzun zamandır spor yapmıyorsanız, -benim gibi- kendinize birden yüklenmemeniz, önce biraz koşarak, yüzerek, şınav, mekik, açma germe vb gibi hareketlerle kendinizi alıştırmanız gerektiğidir. Ha benim ciğerlerim sağlamdır, aygır gibiyimdir diyorsanız o zaman ne haliniz varsa görünüz efendim. :) 

Pardus 2009 Kararlı Sürüm Çıktı

Gnu/Linux Pardus işletim sisteminin son sürümü 2009, sunuculardaki yerini aldı. KDE 4 masaüstü ortamını kullanan dağıtımı indirmek için bu adresi kullanabilirsiniz. 

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Uygur Türkleri Katlediliyor!




Uygur Türkleri, Çinliler tarafından katlediliyor. Evet bunun başka bir tanımı yok, bu tam anlamıyla bir katliam. Filistinde Araplara yapılanları katliam olarak nitelendirenler, Türk katliamı karşısında suskunlar nedense. Şu bağlantıdaki görüntü, katliamın hangi boyutlara ulaştığının bir göstergesi olarak yeterli. Hepimizin elimizden geldiğince bu katliama tepki göstermemiz gerekiyor. Gerek sokaklara dökülerek, internet yoluyla, elimizden gelen şekilde herşeyin farkında olduğumuzu göstermemiz gerekiyor.
Bu bağlantıdaki yazıyı bir okuyun.



Olayların başlangıç noktası olarak bir oyuncak fabrikasında zorla çalıştırılan Uygur Türklerinin içerisindeki yaşları küçük Uygur kızlarına, çinlilerin sarkıntılık yapması üzerine başlıyor. Çinlilerin bu terbiyesizliklerine karşılık Uygur gençleri araya giriyor. Bunun üzerine de çinliler Uygurların yatakhaneleri basıp 30 Uygur Türkünü öldürüp 80 Türkü de yaralıyor. Uygur Türkleri tutuklanırken çinlilere dokunulmuyor. Bunu protesto etmek isteyen 20 bin kişi Halk meydanında toplanıyor polis yetersiz kalıyor ve ordu devreye girip katliama başlıyor. Şu anda Uygur bölgesi tamamiyle dış dünyayla bağlantıları koparılmış durumdu. Bölgede elektrikler kesik, internet çalışmıyor. Çinliler yaptıkları katliamı dünyadan gizlemeye çabalıyor. Çin kaynaklarına göre bölgede 156 ölü, 828 yaralı var. Fakat Doğu Türkistanlılar ölü sayısının 500 olduğunu söylüyor.

Bu katliama sessiz kalmayalım. Elimizden geleni ortaya koyalım. Bizim kandaşlarımız öldürülüyor. Buna sessiz kalmak demek, kendi kanına, atasına küfretmek demektir.

2 Temmuz 2009 Perşembe

Pardus 2009 Beta Maceram




Aslında kararlı sürüme kadar beklemeyi düşünüyordum ama daha
fazla dayanamadım. Kotanın sıfırlanmasını da fırsat bilerek, 1 Temmuz
günü Pardus 2009'u indirdim ve kurdum.



Kurulum sırasında herhangi bir tatsız durum ortaya çıkmadı.
Fakat kurulum bittikten sonra yeniden başlat dediğimde cd yi sürücüden çıkardı ve yeniden başlatmak yerine donmayı tercih etti. :) Bir süre bekledim, düzelmeyince elimle yeniden başlattım sistemi. Bilgisayarımı yeniden başlattığımda grub kurulmuş ve sistemimde kurulu diğer işletim sistemlerini listeye eklemişti. Listeden çok merak ettiğim Pardus 2009'u seçtim. Yeni renk Pardus'a yakışmış. Çok parlak bir renk olmadığı için rahatsız etmiyor insanı. Giriş ekranının yeni hali de çok hoşuma gitti. Sisteme giriş yaptığımda o çok merak ettiğim ama kurulu bir sistemde karşılaşmanın hiç nasip olmadığı KDE4 karşıma çıktı. Tabi öncelikle daha önceki Pardus deneyimlerimizden hatırladığımız "Kaptan" çıktı karşımıza ve sistemimiz için basit ama önemli ayarlamaları yapmamıza yardım etti. Bütün ayarlarımızı yaptıktan sonra sıra ekran kartını tanıtmaya gelmişti. Pisiyi açtım ve ekran kartım için gerekli paketleri seçip kuruluma başladım. Kurulum bittikten sonra sistemimi yeniden başlattım (aslında sadece grafik ekranı yeniden başlatacaktım ama nedense ctrl+alt+silme tuşları tepkisiz kaldı). Kartım kurulduktan sonra daha önce diğer dağıtımlarda da başıma gelen çözünürlük sorununu yaşadım. 1280x1024 çözünürlüğe alışık biri olarak 1024x768 çözünürlüğü kullanamıyorum. Elle birkaç müdahale ve ekranı yeniden boyutlandırmaya ve çevirmeye yarayan programla ekran kartımdan 1280x1024 lük çözünürlüğü aldım. Fakat bu sırada ilginç bir durumla karşılaştım. Pardus'u ilk açtığımda açılış sesini duymuştum. Yani ses kartım çalışıyordu. Ama ekran kartını kurduktan sonra Amarok'u açtığımda sesin çalmadığını fark ettim. Hemen sistem çekmecesinden Kmix'i kontrol ettim ama Kmix çalışmıyordu. alt+f2 tuşlarına basıp kmix yazdığımda da çalışırmış gibi yapıp çalışmıyordu. Konsoldan çalıştırınca Kmix programında ses denetimlerinin olduğu bölümün boş olduğunu gördüm. Pulseyi açtığımda da ses kartının olmadığına dair bir yazı ile karşılaştım. Hemen aklıma sistemi güncellemek geldi. Konsoldan pisi up komutunu verdim ve yükseltilecek paketlerin indirilmesini ve kurulmasını beklemeye başladım. İşlem tamamlandığında sistemi yeniden başlattım ve yeni kerneli seçerek Pardus'u açtım. Kmix olması gereken yerde ve çalışır durumdaydı. Bu sorunu da böylece halletmiş olmanın sevinciyle, Amarok'u açıp müzik dinlemeye başladım. Bir yandan da bu yeni masaüstü ortamını tanımaya çalışıyordum. Yıllardır masaüstünde kısayollar görmeye alışık biri olarak bu yeni durum ilk birkaç saat bana garip gelmişti. Ama zamanla plasmaların çalışma mantığını anlayınca, en sevdiğim KDE sürümü olan 3.5.9-10 ile KDE 4'ü görsel anlamda karşılaştırmaya başladım ve gerçekten de bu yeni görünümün çok daha hoş olduğuna inanmaya başladım. Sanki herşey daha kullanışlıydı. Pardus'ta kurulu olarak gelen birkaç temayı denedim, hepsi birbirinden güzeldi. Kısacası yeni Pardus çok hoşuma gitti. Kararlı sürümle birlikte hatalarından daha da arınacağını ve en acemisinden en uzmanına kadar, bütün bilgisayar kullanıcılarının beğenisini kazanacağını düşünüyorum. Bu arada ext4 ile ilgili olarakta herhangi bir can sıkıcı durumla karşılaşmadım.



Sonuç olarak yeni Pardus gerçekten de kullanışlı göründü bana.
Kurulu olarak gelen uygulamalar da gayet iyi seçilmiş. Daha önce
Gnu/Linux dağıtımlarını kullanmamış kullanıcılara, kararlı sürüm
çıktığında Pardus'a bir şans vermelerini öneriyorum. Pişman
olmayacaklardır.



Yazıda karşılaştığınız yazım ve noktalama hatalarını yorum ya da
e-posta yoluyla bana iletebilirsiniz.