17 Ağustos 2009 Pazartesi

17 Ağustos; Yıkıldık!

Üzerinden 10 yıl geçti, dile kolay on yıl... Ama hala yüreklerde acısı.



Allah bu ulusa bir daha böyle büyük acılar yaşatmasın.

Pardus 2009 ve Nvidia 173






İki yazı önce bahsettiğim Pardus cdim elime ulaştı. Tabi ben de hiç zaman kaybetmeden ulaştığı gün bilgisayarıma kurdum. Kurulum her zamanki gibi sorunsuz, kolay ve hızlıydı. Daha önceki sürümlerde özellikle ekran kartıyla ilgili sorunlar yaşardım ama bu sefer onuda yaşamadım:


Pardus 2009 şimdiye kadar bütün Pardus sürümleri içerisinde ekran kartımı doğru tanıyıp, istediğim çözünürlükte kullanmama da izin veren tek sürüm oldu. Daha önceki Pardus sürümlerinde de ekran kartım tanında, çalıştı ama hep birşeyler eksik kalıyordu. En çokta çözünürlük konusu can sıkıcı oluyordu. Her seferinde istediğim çözünürlüğü xorg.conf dosyasına elle girmem ve belki de daha başka taklalar atmam gerekiyordu. Tabi bu sadece Pardus'un sorunu değildi. Diğer birçok Gnu/Linux dağıtımı da benzer şekillerde beni uğraştırıyorlardı. Hepsinde mutlu sona ulaşıyordum ama bu biraz sancılı oluyordu.

Ama bu sefer herşey istediğim gibi oldu. Tabi istediğim gibi olması için biraz uğraştım ama eskisi kadar değil bu sefer. Sadece Menü --> sistem ayarları --> Ekran yolunu izleyip, ekran kartımı kurdum. Sonra da yine aynı yerdeki Aygıtlar sekmesinden ekran kartı yapılandırma
kısmına girip video sürücüsü olarak nvidia 173'ü seçtim. Bu işlemden sonra da yine Ekranlar bölümünden Çıkış özelliklerini istediğim şekilde ayarladım. Şu anda ekran kartım istediğim gibi çalışıyor. Pardus'ta Urban Terror oynayabiliyorum yeniden.

Bunların dışında şu anda yeni Pardus'u tanımaya çalışıyorum. Orasını burasını kurcalıyorum sevimli Pardusçuğumuzun. :)
Bir de ekran görüntüsü vereyim size...

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Kendi Kendine Söyleşi Yapmak





Kendi kendime sorular sorduğum bir gecede aklıma birden kendi kendime söyleşi yapmak geldi. Tamam biliyorum çok saçma ama yine de zevkli geldi ve bunu burada yayınlamak istedim. Aşağıda "İnternet ve Siz" temalı, kendi kendine söyleşinin ilk örneğini göreceksiniz. :)

-İnternetle ne zaman tanıştınız?

2005 yılının sonlarında. Daha önceleri de internet kafelerde
kendisiyle flört etmişliğim vardı ama, asıl tanışmamız 2005 yılında
kendi kişisel bilgisayarımı alıp, evime internet bağlatmamla oldu.

-Ne sıklıkla internete bağlanırsınız?

Evde olduğum hergün. Eğer evde değilsem, internet kafelere pek
gitmiyorum. Ama evdeysem modemim her daim açık olur.

-İnternette ne kadar zaman geçiriyorsunuz?

Günde en az 2-3 saatimi internette geçiriyorum. Tabi bu asgari
süre. Eğer yapacak hiç bir işim yoksa bu süre 8,9,10 ve hatta üstüne
bile çıkıyor.

-En çok ne tür sitelerde zaman harcıyorsunuz?

Elbette bloglarda, üye olduğum forumlarda, arama motorlarında,
topluluk sitelerinde (linux toplulukları), haber sitelerinde, kişisel
ilgi alanıma hitap eden sitelerde.

-En sık kullandığınız 5 site nedir?

1-) Google :)
2-) Ubuntu-tr.org (forum kısmında)
3-) Pardus-Linux.org (forum kısmında)
4-) Blogger
5-) Gmail ve Hotmail e posta hizmeti sitelerinde

-Yer imleri (sık kullanılanlar) listenizde kaç site var?

Oldukça fazla. Tahmini olarak 150-160 site vardır sanırım. Tabi
bir de bir tarayıcı da olup diğerinde olmayan siteleri de sayarsak bu
sayı 200'e kadar gidebilir. Fakat en sık kullandığım site sayısı 25-30
civarındadır.

-Anında mesajlaşma yazılımlarıyla aranız nasıldır?

Aslında çok fazla kullanmam. Arada çok canım sıkılırda konuşacak
birilerini ararsam oturum açıp konuşacak insan arar, bulamazsamda
kapatırım.

-Hangi tarayıcıyı(tarayıcıları) kullanırsınız?

Çoğunlukla Firefox. Ama arada Opera kullandığımda olur. Ara sıra
da sadece meraktan kurup kısa süre kullandığım tarayıcılarda olmuştur.
Deneme amaçlı kurup kullandığım tarayıcılar arasında en hoşuma giden
Flock olmuştur. Ancak çok fazla sosyal ağ sitelerini kullanmadığım için,
sürekli kullanmamıştım.

-Kablolu mu kablosuz mu bağlantıyı tercih ediyorsunuz?

Dizüstü bilgisayarım olmadığı için kablolu bağlantıyı
kullanıyorum.

-İnternetten alışveriş yapar mısınız?

Hayır. Alışverişi pek sevmem.

-Tarayıcı oyunlarını oynar mısınız?

Evet ara ara methini duyup bir süre oynadığım oyunlar olmuştur.
Şimdi
de bir oyun oynuyorum, adı umaykut, zevkli bir oyun. Sanırım en uzun
soluklu tarayıcı oyunum olarak tarihe geçecek kendisi. :)

-Video sitelerini ne sıklıkla kullanırsınız?

Facebookta arada videoları takip ederim. Bir de okudum bloglarda
yada forumlarda bağlantı verilenleri izlerim. Ama sırf video izlemek
için video sitelerini kullanmam. Tabi bunda kotalı kullanıcı olmamın da
etkisi büyük. :)

-P2P yazılımlarıyla aranız nasıldır, torrent kullanır mısınız?

Şimdi P2P kullanmıyorum dersem yalan olur, kullanıyorum elbette
arada. Ama pek sık kullanan biri değilim. Sanırım "Korsana Hayır"
kampanyası bir suçluluk psikolojisi yarattı üstümde, bu yüzden özellikle
mp3 indirmemeye çalışıyorum. Torrente gelince onu sık kullanıyorum.
Özellikle yeni Gnu/Linux dağıtımların indirirken torrent sistemini
kullanırım.

-İnternette kullandığınız rumuzlar nelerdir? Kaç tane rumuz kullanıyorsunuz?

En çok kullandığım rumuzum, "dozi" dir. Arada başka rumuzlarda
kullanırım. En çok kullandığım 4 adet rumuzum vardır.

-Kalonline, Metin2, Silkroad türü oyunlar oynar mısınız?

Hayır. Aynı şey değil ama sıkı bir Urban Terror oyuncusuyumdur.
:)

-İnternet kullanımınızla ilgili en sık kullandığınız yazılımlar nelerdir?

Elbette tarayıcım Firefox.
Bir diğer tarayıcım Opera.
Msn yazılımım Amsn.
Torrent yazılımım Ktorrent ya da Transmission.
P2p yazılımım Limewire.
E-Posta yazılımım Evolution.
Rss okuyucum Akregator ve Liferea.
Sohbet odalarına bağlanmak için kullandığım yazılımım
Konversation.


-İnternetsiz bir yaşamı tarif eder misiniz? İnternet bulunmamış olsaydı sizce dünya nasıl olurdu?

İnternet bağımlısı sayılabilecek bir insan olarak, internetsiz
yaşam bana tatsız gelirdi sanırım. İnternet bulunmasaydı bilgiye ulaşmak
zor olurdu, iletişim daha zayıf olurdu, bunlara bağlı olarakta bir çok
bilim dalı ve sektör, nal toplar olurdu. Tabi bir de insanlar daha
sağlıklı olurdu sanırım. Yani bu kadar teknoloji elbette biyolojik bir
canlı olan biz insanlara yarar kadar zarar da getiriyor.

-Peki güvenli bir internet kullanımı için, bilgisayarınızda ne gibi önlemler alıyorsunuz?

Aslında pek fazla önlem almıyorum. Gnu/Linux bu konuda bana
yeterince yardımcı oluyor zaten. Ama yine de eğer kullandığım dağıtımda
grafiksel bir güvenlik duvarı varsa, onu aktif ediyorum. Bir de
kullandığım portlara dikkat ediyorum hepsi bu.



Bu kendi kendine söyleşi, bu yazıyı okuyan herkese gelsin. Sizlerde ister tüm soruları aynen alarak, ya da eklemeler ve değiştirmeler yaparak bu söyleşimsi mimimtırak şeyi kullanabilirsiniz. Haydi kendinize iyi bakın!

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Amanın...! Bana Bir Şeyler Oluyor!

Geçenlerde taa annemle babamın evlendikleri zamandan kalma, yani yaklaşık 24 yıllık koltuğumuz kırıldı. Annem atmaya niyetlenmişti ama ben bir kahraman edasıyla kendimi ortaya atarak, koltuğu tamir edebileceğimi öne sürdüm.  
 Zaten babam vefat ettiğinden beri evdeki her türlü ufak çaplı tamir işlerini ben yapıyordum. Bunu da halledebilirim diye düşündüm ve çekiç, kerpeten, pense, tornavida takımım, bir miktarda çiviyi alarak işe koyuldum. 

 Öncelikle koltuğu ters çevirip, artık içine çökmüş olan baza gibi kullanılan kısmını düzelttim. Ne kadar çivi çaktığımı ben bile bilmiyorum. Bunu hallettikten sonra asıl kırılan yeri üç çivi marifetiyle birbirine tutturdum. Sağlam olsun diye de yine koltuğu ters çevirip alt kısmına, boylu boyunca çıta çaktım. Oldukça sağlam olmuşa benziyordu.
 
 Artık işimin bittiğini düşünüp koltuğu ters çevirmek için hamle yaptım ve ne olduysa o anda oldu. Koca koltuğu çevirirken elimden kaçırdım ve büyük bir hızla ayağımın üzerine düşürdüm. 

 Koltuk ayağımın üzerine düşmekle kalmayıp bir de sıyırarak düşmüştü. Ayağımı koltuğun altında kurtardığımda önce sadece bir morluk ve sıyrık gördüm. Hemen yıkamak istedim. Banyoda ayağımı yıkadım ve bu seferde kanamaya başladığını fark ettim.

 Tabi bu durumda kan tutan birisi olarak yapacak fazla bir şeyim kalmamıştı. Bana en uygun olan şeyi yaptım ve salona kadar kendimi zor atarak, anneme "Bana su ver, gidiyorum" diyerek kendimi yere bıraktım. 

 Annem, garibim elinde bir şişe su ve iki üç tane küp şekerle yanıma koştu hemen. Annem beni kan tuttuğunu bildiğinden ne zaman böyle bir şey olsa hemen küp şekeri hazır eder. :) Bir küp şeker, bir yudum su derken biraz topladım kendimi ama yine de başım dönmeye devam ediyor, midem bulanıyor ve gözlerim buğulu görüyordu. Ellerimin titremesinden suyu içemeyince annem su içirdi. Kendimi çok çaresiz hissediyordum lan günlük. 
 
 20 dakika kadar uzandım olduğum yerde. Sonra bir kahraman edasıyla tekrar ayağa kalktım, annemin bütün itirazlarına rağmen. Mutfağa gittim. Biraz daha su içtim. Ayağımın üzerine düşen koltuğa, "sana yardım eden, hayatını kurtaran birine bu yapılır mı lan!" der gibi baktım uzun uzun. Sonra yine bir baş dönmesi, göz kararması, kendimi tekrar yerde buldum. Ulan yarım saat içindeki ikinci fenalık geçirişimdi bu. Annem tekrar önce küp şeker sonra su içirdi. Sonra en iyisi senin tansiyonuna bakalım dedi ve içerden tansiyon aletini getirdi. Allahtan zamanında nasıl kullanacağını ona öğretmişim yoksa hayatta kendim ölçemezdi, kolumu kıpırdatacak halim yoktu. 

 Annem tansiyonuma baktı ve büyüğün 13 küçüğün de 5 olduğunu söyledi. Küçük tansiyonum baya düşmüştü. Ben en iyisi sana biraz tuz vereyim o dengeler dedi ve bir miktar tuz tüketimi yaptım bu seferde. 

 Daha sonra uzandığım yerde uyuyup kalmışım. İki saat sonra uyandığımda kendimi biraz daha toplamış gibi hissediyordum. Dünden beri kendime kızıp duruyorum. Ulan insanı kan tutarda bu kadar mı tutar be kardeşim. Demek ki yalnız başıma ciddi bir yaralanma geçirsem, kendimi kurtaramayacağım bu baygınlık geçirme huyum yüzünden...

 Benim bu psikolojik durumdan kendimi kurtarmam lazım. Olmaz bu böyle. Gerçi ne zaman böyle olsam, kendi kendime telkinde bulunup "Yok lan ciddi bir şey, ufak bir sıyrık, acımıyor zaten, hiç bir şeyim yok, aslanım, kaplanım" gibi içimden konuşsam da, sonum hep yere yığılmak oluyor, ayaklarım tutmuyor, gözlerim kararıyor, başım dönüyor, midem bulanıyor,ellerim titriyor... Sanki bütün vücudum bana karşı ayaklanıyor.

 Neyse bu badireyi de böylece atlattık. Baygınlık geçirmekle yetindim sadece. :) Tabi bunda annemin insan üstü çabalarını da yabana atmamak lazım. 

 Kendinize iyi bakın, ayılıp bayılmayın efendim. Sizlerde benim gibi evde tamirat işleri yapıyorsanız, iki kere dikkatli olun... :) 

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Pardus 2009 CDlerimi Bekliyorum


Pardus 2009 cd sipariş sayfasından cd siparişimi verdim. 5-6 Ağustos tarihlerinde cdleri adreslere göndermeye başlayacaklarmış. Eğer sizde istiyorsanız bu adresteki cd istek formunu doldurabilirsiniz. Daha geniş bilgi için bu adresi kullanabilirsiniz. Cdler Türkiye'nin her yerine 2,36 TL karşılığında gönderilecek.