23 Aralık 2009 Çarşamba

asdfgqwer

noktalama imlaya uyum falan yapmıcm
tamamen plansız programsız bir yazı daa
hatta bilakis türkçenin içine siççam bu yazıda elmden geldii kadr

en son yzımda idare ederim çünkü demişim

söyliyim ya her ne kadr ilgi çekici bi konu olmasa da her ne kadar hemen her insanın hayatının bir parçası olsada

bi kız vardı

bana umut verdi sonra sittir etti :)

mutluyum dediim zamnlar umut verdii zamanlardı :)

idare edr olduğm zamnlarda sittir ettii zamnlar

bu işte :)

şimdi skmde mi

hayır :)

yok lan cidden skmde deil smdi

akvaryumda çok balık var ha :) öyle de cidden

yakışklı adamım çok şükür elimi sallasam bulurum yani bi tane daa :)

...

Of olmuyor abi... Böyle imla falan olmadan harf yutarak yazmak hoşuma gitmedi. Ben yine bildiğim gibi devam edeyim.

Şey, hani spor salonuna gitmeye başlamıştım ya. Bir kez daha gittim. Bugün gidemedim. Yarın gitmeyi düşünüyorum nasipse.

Geçenlerde, hatta direk günü söyleyeyim 19 aralık günü, arkadaşımın doğum gününü kutladık. Çok güzel eğlenceli bir gündü. Bir tane fotoğraf koysam o güne dair ilginç olabilir. Hem böylece kendimi de iyice teşhir etmiş olurum :) Fena mı? Yok bee.


Eveet... O arkadaki bagajdaki arkadaş benim. Kocaman gülen -kendisi de kocaman olan- doğum günü çocuğu. Yanındaki ablası, dido, ulty... Benim yanımdaki kız idil. Önümdeki ozan. Onun önündeki arkadaş arabayı süren arkadaş ismisi de cihan. Böyle işte

E yani dediğim gibi güzel gündü, pasta yedik, içtik, gezdik-tozduk... Nice çılgın partilere değil mi ama :)

Şimdilik bu kadar sevgili -çok az sayıdaki- okur! Görüşmek üzere lan!

18 Aralık 2009 Cuma

Neler Oluyor Bana?!

Son günlerde rahatsızlığımdan dolayı pek dışarı çıkamıyorum. Dolayısıyla sürekli evde bilgisayar başındayım. Hastaneye de gidemiyorum çünkü; sağlık güvencemin -öğrencilik durumumu henüz SGK' ya bildiremediğim için- açılmamış olması, beni hastaneye gitmekten alıkoyuyordu. Ama sonunda bütün bu engelleri aşarak (tabi bunda bugün kendimi biraz daha iyi hissetmemin etkisi büyük) bugün SGK' ya gittim ve sağlık karnemi açtırdım. Artık rahatsızlığım tekrar sıkıntı verecek düzeye geldiğinde rahatlıkla hastaneye başvurabileceğim.

Rahatsızlığımın ne olduğunu merak etmişsinizdir sanırım, ama bunu söylemeyi istemiyorum. Çok ciddi bir rahatsızlık olmamakla birlikte, ameliyatı gerektirebilecek bir rahatsızlık. Söyleyebileceğim sadece bu. Diğer yazarlarımızdan da rahatsızlığımı su yüzüne çıkarmamalarını istiyorum. Tuhaf bir rahatsızlık çünkü... :)

Neyse kendimi biraz daha toparladığımda yeni konularla, anlatımlarla, hikayelerle buraları doldurmayı istiyorum. O zaman gelinceye kadar weboha sitesinde gördüğüm ve hoşuma giden bir siteyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sitenin adı Woophy. Siteye girdiğinizde sizi büyük bir dünya haritası karşılıyor. Bu dünya haritasının üzerindeki minik noktalara tıklayarak o yerin fotoğraflarını görebiliyorsunuz. Google Earth ile dünya turu yapmayı sevenler için güzel bir site bence.

onsekiz-oniki-ikibindokuz

Merhaba!

"http://www.klanlar.org" Bu oyunu oynuyorum ben. Dördüncü dünyadayım sizleri de beklerim. Bugün saldırı aldım oyunda. Önce casus attı, altta kalır mıyım ben de attım! Sonra saldırı ordusunu gönderdi, ben ordu mordu göndermedim bekledim gördüm.

Saldırının gelmesine üç saat vardı. Evden çıktım. Amcaoğluyla buluşup "badi salonu"na gittik. Aniden verdiğim bir karardır. "Ne kadar çikoyum lan" diyip böyle bir karar verdim. Badi salonu denen ortam ilginçti biraz. Yeni başlayanların uyguladığı bir program var imiş. O programı uygulattılar bana. Şu anda kollarım ağrıyor :)

Eve geri geldim, tatlı bir yorgunluk desem yalan olur baya baya ebem zkildi :) Hemen baktım saldırı nasıl sonuçlanmış diye... Yenilmişim. Adam ne var ne yok saldırmış. Normalde savunma askeri olan mızrakçı ve kılıç ustası birimleri bile gelmiş saldırıya ki saldırıda da bir o kadar zayıftırlar. Ben toplamda dört yüze yakın asker kaybettim o çok daha fazla kaybetti. Sonuçta kazandı ve bundan sonra da bana saldırmaya devam edecektir. Neyse bulacağız bir yolunu neleri kıvırdık bunu mu kıvıramayağız! "Badi'ye giden adam" ım ben :) Olmadı döverim yani...

Yarın, yani aslında bugün -ayın onsekizi- ilginç bir gün olacak benim için. Ama bundan kime ne :)

İyisi mi ben size bir şarkı söyleyeyim bu yazıyı da burada bitirelim.

Korkmuyordu hiç bir şeyden
Ne yanlızlıktan ne de ayrılıktan
Birgün geldi her şey değişti
Birden bire korku sardı
Aldatıldı durup dururken

Güvenmez oldu kimseye
Hiç kimseye
Yakındı durdu herşeye
Herşeye
Zamanla dindi öfkesi
Zamanla
Sonunda geldi kendine
Birden bire

Korkmuyordu hiç bir şeyden
Ne yanlızlıktan ne de ayrılıktan
Birgün geldi her şey değişti
Birden bire korku sardı
Aldatıldı durup dururken

Güvenmez oldu kimseye
Hiç kimseye
Yakındı durdu herşeye
Herşeye
Zamanla dindi öfkesi
Zamanla
Sonunda geldi kendine
Birden bire

Aslında ben söylemedim kopyala-yapıştır yaptım :)

Ayrıca nereden kopyala-yapıştır dersek, lirikbox.com'dan aldım...

17 Aralık 2009 Perşembe

İdare Ederim Çünkü...

Bir önceki yazımda belirtmiştim. Mutluluk sebebimi de açıklamak istemiyordum zaten, şimdi kalkıp "idare eder" oluşumun sebebini de açıklamak istemiyorum. Çok da ilginç şeyler değiller, neden böyle bir şeyi okumak isteyesiniz ki...

Size bir şey göstermek istiyorum. Az önce Dozi'yle bunun hakkında konuştuk pek onaylamayacak belki de bu yaptığımı :)



Bu benim ananem. Daha önce kendisinden bahsetmiştik. Elindeki de benim bas gitarım.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Mutluyum

Kolay kolay söylemem ben bunu. "Mutluyum" dediğim az duyulmuştur. "Naber, nasılsın?" denildiğinde bile genel cevabım "idare eder" olur. Dur dur şeyi anlatayım. Bir arkadaş vardı, şimdi ismini vermeyeyim; ona "nasılsın?" dediğimizde "normal" derdi. Artık normal insanlara tuhaf bakmaya başladım sürekli tuhaflarla muhatap olduğum ve de en önemlisi ben de pek normal olmadığım için :)

Ne diyordum; mutluyum! Nedenini açıklayasım yok şimdilik. Bir gün "Mutluyum çünkü..." başlıklı bir yazı yazarım belki. Ya da çoktan mutluluk sebebim ortadan kalkar "İdare eder'im çünkü..." başlıklı bir yazı yazarım bu sefer. Mutlu olduğumu söylemek istiyordum, söyledim. Bu yazıyı burada bitirmem belki daha uygun olur ama pek de umrumda değil neyin daha uygun olacağı. Dükkan bizim ulan :)

Sabah 4buçuk oldu, bir gün sonra bu saatte İzmit'te olacağım büyük ihtimal. Gece 11'de binsem otobüse. Yolculuk 8-8buçuk saat sürüyor... Yok yok herhalde dinlenme tesisinden yeni ayrılıyor olurum. Sabaha karşı inerim terminale. Eğer VİB'le gelirsem servisler var atlarım Çark Caddesi'ne gidene, en uygun yerde iner sarı valizimi tek koluma takar arada kol değiştirerek yaklaşık bir kilometre yürür yurduma ulaşırım. Kapı açık olur büyük ihtimal. O kasvetli yere tekrar girerim. Bir, iki,üç kapı geçtikten sonra ayakkabılarımı çıkartır "halıfleks"e basa basa ikinci kata çıkarım. Odama girerim büyük ihtimal toraman uyuyor olur hala. Valizi bir yere bırakırım. Sonra... Uykum varsa ben de uyurum, hatta büyük ihtimal uyurum.

Razumuhin uykumun en tatlı yerinde gelip yatağı sarsarak uyandırır beni. "Hüseyinn" der :) Onunla laklak yaparım falan. Kahvaltı yaparım sonra. Sonra Veli Amca'yı aramaya başlarım.

Vesaire vesaire...


Bizim yurdun dış kapısından çıkarım. Sola sonra yine sola sonra sağa dönerim. Bizim yurt sakinlerinin kullandığı kestirme yolu kullanmadan kalabalık yoldan birazcık yolumu uzatarak ve yavaş yürümek için kendimi kasarak yürürüm. Diasa, A101, Kırtasıye, Bilge Hastanesi... Yanlış hatırlamıyorsam bunları sırayla geride bırakırım. Sonra köşede bir aralar köfte ekmek yediğim kokoreç de yapam mekanın önünden geçer sağa doğru yola devam ederim. Orada bir tane büfe var gazete satıyor onu da geçerim, Dominos var sonra geçtim onu da... Karşıda Efe Tur, VİB yazıhaneleri durmakta! Efeye girerim bir. VİB daha kasıntı duruyor. Büyük ihtimalle de Efe'den biletimi alırım. Sonra hemen yan tarafta Sahra Kebap var malumunuz... Girerim iki lahmacun bir büyük ayran söyler otururum. Sadullah Abi'yle muhabbet ederim. "Gidiyorum abi temelli seneye yine burdayım ama şimdi gidiyorum ehe ehe" derim büyük ihtimal. "Kardeşimli mardeşimli" konuşur o da :)

Gece 11 olur yine... Terminale giden servis araçlarının kalktığı yerde sarı valizimle ve ilaveten başka bir valizle beklemekteyimdir. Diğer valiz biraz daha küçük. Servis gelir. Binerim. Mutluyum... :)

6 Aralık 2009 Pazar

5 Aralık Tarihli Günüm..

Bugün saat 12 gibi uyandım. Hafif bir kahvaltının ardından bilgisayarın başına geçtim ve her zamanki gibi takip ettiğim blogları okudum, merak ettiğim konuları araştırdım. Bir ara ozgurlukicin.com sitesine giriş yaptım ve forum kısmında dönen son konuları gözden geçirdim. Dışarıya çıkmamı gerektirecek hiçbir işim olmadığı için bütün günü evde geçirdim. Ne ben kimseyi aradım, ne de birileri beni aradı.. Bütün gün sık sık heveslenip çalışmaya başladığım ama her seferinde araya bir başka merak ettiğim konunun girmesiyle askıya aldığım python
programlama dili ile ilgili pekiştirmelere başladım. Tabi bu konuda istihza.com sitesinden yararlandım. Asıl alanım bu olmadığı için tamamiyle amatör bir ruh ve merakla bu işle ilgileniyorum elbette. Daha sonra akşam yemeğimi yedim. Bu arada dayıoğlu geldi biraz onla sohbet ettim. Sonra o gidince tekrar bilgisayarımın başına geçtim. Msn açtım ama sohbet edecek kimseyi bulamadım. Daha sonra diğer dayıoğlum geldi. Onunla biraz sohbet ettim. Yeni aldığı mp5 çalarına müzik attım. Sonra eve misafirler geldi. Misafirin benden çok korkan (evet mahalledeki bütün çocuklar benden korkarlar, nedeni ise anne ve babalarının baş edemeyince, "bak bu abi seni döver" şeklindeki söylemleridir) yiğeni ile sıcak temas kurdum ve aramızı yumuşatmayı başardım. Artık benden çok korkmuyor. Hatta hiç korkmuyor, bütün gece çeşitli şirinlikler yaptı durdu bana. Zaten çocuklar ya benden çok korkarlar, ya da çok sevip peşimi bırakmazlar.. :) Böyle de enterasan bir adamımdır yani. Neyse onlarda gittikten sonra biraz televizyon izledim. Eskişehir' in Fener'i yendiğini duyunca bir üzüldüm bir üzüldüm ki sormayın, kahroldum resmen, üzüntüden Es Es diye bağırmaya başladım. Sonra bizim de puan kaybetmemize neden olduklarını hatırlayınca sustum tabi. :)

Sonra biraz Olacak O Kadar izledim. Saat 23 sularında acıkınca birşeyler atıştırdım. Birazdan da yatarım sanırım. Yattığım yerden biraz televizyon keyfi yaparım, tabi izlemeye değer bir şeyler bulabilirsem..

5 Aralık 2009 Cumartesi

sıfırbeş-oniki-ikibindokuz

Az sonra anlatacağım olay dün geçti. Yani 4-5 saat önce geçti. Kısacası "sıfırdört" gününden bahsediyorum...

Sabah 11 sularında annem tarafından uyandırıldım. Antibiyotik içmem gerekiyordu, ama sabaha karşı 6da uyumuştum çok uykusuzdum, zar zor birkaç lokma ekmek yeyip antibiyotiğimi içtim. Henüz soğumamış yatağıma geri döndüm, o biçim uyudum.

4 gibi 5 gibi birşeylerdi, tam hatırlamıyorum. Uyanıp sağlam bir karnımı doyurdum. Sonra arkadaşım Çağdaş'ı arayıp özetle "dışarı çıkıyor muyuz" dedim. 2-3 saat sonra Çağdaş'la buluşup yazının asıl olayının geçeceği yere "Hadi Gari"ye gittik. Hiç birşey içemeden kalkıp babamın eve gittik oradan. Balık yapmıl kerata baya da güzel yapmış. Hoş beş sohbet, yedik içtik vesaire. Oradan çıkıp türkü cafeye gittik. Güzeldi. Sevdiğim şarkıları türküleri söylediler ki çok türkü dinleyen bir insan değilim. Kerim ve Didem Abla'yı bekledik orada. Sözde onlar da geleceklerdi. Ama bizi çok fazla beklettiler, biz sıkıldık kalktık oradan tekrar hadigariye... Mesaj attım giderken oraya gelin diye. Gittik mekana. Ben bir nargile söyledim, elmalı. 10-15 dk geçmeden Kerim ve Dido(Didem Abla) gediler.

Ortam güzeldi, espriler havada uçuşuyor, çay-nargile... Ben iki üç tane çay içtim, bir kez köz değiştirttim. Kerim'le Dido tavlaya başladılar sonra. Hiç sevmem tavlayı, çok sıkıcı geliyor bana. Sonra Çağdaş gitti evine. Biz hala oturuyoruz ve ben hafiften homurdanmaya başladım "zkecem tavlanınızı" gibisinden, onlar hala kapı alıyor... Ben nargileme devam ediyorum, onlar tavlaya devam ediyor. Ben nargileye onlar tavlaya...

Sonra ben dedim bir işeyeyim. Tuvalete gittim. Tüm ayrıntıları yazmama gerek yok sanırım neyse ellerimi yıkıyorum. Feci halde başım dönmeye başladı. Lavaboya tutundum sonra tutunamadım yere oturuyor gibi oldum. Mekan sahibi isminin Özcan olduğunu öğrendiğim abi gelip "iyi misin?" dedi. "Hayır" dedim. Kolumdan tutup kaldırdı, yardımcı oldu yürümeme bir yere oturttu beni. "Uzan sen" dedi. Gidip -çörçil galiba ismi- soda limon tuz karışımıyla geldi.

Meğersem ikinci közden itibaren nargilenin aroması bitermiş ve safi kömür çekermişiz ciğere. Meğersem Özcan abi daha önce mekandan hastaneye adamlar götürmüş bu yüzden... Bildiğin zehirlenmek! Ve de benim başıma gelen tansiyon düşmesi miymiş neymiş... Bir süre uzandım. Arada geldi Özcan abi, kolanya falan döktü. Sonra tekrar tekrar gelip sordu "nasılsın şimdi" diye. Biraz daha iyi olduğumda teşekkür edip doğruldum. Yine de iyi hissetmiyordum ama eskisinden iyiydim, ayakta durabiliyordum hiç olmazsa. Kerim Dido geldi içeri hadi Merto hesabı ödeyip kaçalım diye. O sırada ben oturmuş Özcan abiyle nargile hakkında konuşuyordum. Dido da koymuş Kerimime :)

Hesabı ödeyip evlere dağıldık işte...