28 Ocak 2010 Perşembe

28 Ocak Tarihli Günüm

Uzun zamandır elimde okuyacak kitabımın kalmamasından şikayetçiydim. Şimdi ise okunmayı bekleyen 3 kitap ile başbaşayım.

Günlerdir tüm ülkeyi etkisi altına alan soğuk havalarda hep dışarıdaydım, bugün ise İzmir de daha önceki günlere göre gayet ılık bir hava vardı ve ben dışarıya çıkacak bir bahane bulamadım. :)


Ders çalışmaya heveslenip kitabımı açıyorum ama en fazla yarım saat ders çalışabiliyorum.

Bütün gün uykulu uykulu geziyorum. Ancak gece olup başımı yastığa koyunca uykum kaçıyor ve saatlerce uyumaya çabalıyorum. Sabah kalkınca da yine sersem gibi oluyorum. Bu da bir kısır döngü olarak devam ediyor hayatımda...

Sürekli bloga yazı yazmak için fikirler üretiyorum ama ürettiğim fikirlerin hiçbiri yazıya döküp yayınlamıyorum. Sanırım çok tembelleştim ben son zamanlarda.

Bu arada sanırım klavyem bozuldu. :) Evet evet, klavyeyi yerinden kıpırdatınca numlock ışığı sönüyor, tuşlar çalışmıyor. Sanırım kablosunda bir sorun var. Kabloyu oynatınca klavye çalışmıyor, ama kabloyu harekete geçirmezsem gayet güzel çalışıyor. Sanırım 4 yaşındaki yeğenimin marifeti bu. Dün klavyeyi çekiştirerek yerinden çıkartmaya çalışırken bulmuştum onu. :) Neyse böyle idare edelim bakalım şu üzerime çöken tembellikten kurtulabilirsem bir ara klavyemi değiştiririm artık.

11 Ocak 2010 Pazartesi

Bak Koçum!

Bugün dozi'yle beraber çok koşuşturduk yorulduk... Bir halt da geçmedi elimize. Benim geçti aslında 200 lira geçti elime ama dozi tırt :)

Sabah 10buçuktaydı abimlere gittim. Uyandırdım abimi, bir melek gibi uyuyordu... Ama kıyamadım demiyorum bak gayet kıydım ve uyandırdım. Kalktı, hazırlandı falan. Sonra başladık çook uzun sürecek maceramıza. Ejderhalarla savaştık! En yüksek kulenin en yüksek şeysinden sonra yeşil çirkin bir yaratığa dönüşecek bir karıyı kurtardık. Ordan subaşı dolmuşuna bindik. Dolmuşta çok hoş bir kızın yanına oturma şerefine nail oldum. Belki güneş batınca o da iğrenç bir şeye dönüşüyordur kim bilir. Ama gün ışığında gayet de taştı :)

Abimin garajda beklerken aldığı tarifin gereğince, sapa bir yerde indik. Bir sürü fabrikanın yanında çamurlu patikalardan yürüye yürüye geldik vardık "mavi kapılı fabrika"ya... Fabrika değildi bizce orası, bir atölyeydi belki ama "fabrika" ismini hakkedecek bir yer değildi. Götüm gibiydi minnacıktı. Pis kokuyordu. Yıkılsın yaa orası!

Neyse... "Fabrika"nın köpeği bizi gayet dostça karşıladı ona da teşekkür etmeden geçmeyeyim. Girdik "mavi kapı"dan. Usta başı kişisini bulduk. Dedik abi biz iş istiyoruz siz işçi alıyormuşsunuz.

"Bak Koçum" dedi... Sittirin gidin demiş oldu aslında. Sonra çok da önemli olmayan bir kaç mazeret sayıp bizi işe alamayacağını söyledi.

"Bak Koçum" diye başlayan cümleler ne zaman güzel şeyler ifade etmiştir ki zaten. Bak koçum demek, ben dürüst adamım seni dürüst dürüst rencide edeceğim demek. Hatta dürüst de değil dobra. Yok yok patavatsız. Hatta şerefsiz! Biz de şerefsiziz zaten. Ulaşamadığımız ciğere bişey dedik. Unuttum sözün orjinalini :)

Çıktık fabrikadan küfür kıyamet tabii ki :) Sonra o iğrenç yoldan geriye dönüp bardağı 2 liradan çay içtik! Onlar da şerefsiz çok pahalı lan! Haydi kordonda olur mekan güzel bir yerde olur dayar fahiş fiyatları anlarım. Yol üstü kamyoncu lokali tarzı bir yerdi anasını satiym. Sonra bindik gine dolmuşa geldik ilçemize geriye.

Bu serüven burada bitii mi? Hahayt, bitmedi tabii ki. Girdik Ziraat Bankası'na. Bir saatten daha fazla bekledim, devlet babamız bana 200 lira borç verdi artık her ay verecek. Bildiğin Öğrenim Kredisi. Sırada önümüzde bekleyen elemanlara özendim bir ara. Kalabalık arkadaş grubu olarak gelmişler kredilerini almaya. Espriler şakalar böyle komiklikler. Gerçi biz de abimle arada bir komiklik yaptık, olmadı el şakası yaptık yani biz de eğlendik ama olsun.

Ziraatten çıktık bir sürü yürüdük, ben bir arkadaşımla karşılaştım uzun zamandır görmediğim. Gün geçtikçe daha da kısalıyor galiba o kız. Ya da ben uzuyorum oley :)

Teyzemi aldık yanımıza. Topallaya topallaya eşlik etti bize -aslında biz ona eşlik ettik market alış verişi için. Annemle çıktığımız market alışverişleriyle kıyaslarsak gayet hafif yüklendik. Anacığım eşşek gibi yükler beni afedersiniz :) Öyle yani çok yürüdük falan. Sonra bir müzik girdi arkadan "halaluyaah, helaluyaah" diye. Koşturmaya başladık kliseye yetişmek için. Abim el verdi Klisenin Kapıya tırmandı. Gecelerin çirkinleşen karıyı sevmediği bir adamla evlenmekten kurtardım. Sonra mutlu bataklığımıza döndük. Ama ben iğreniyorum o bataklıktan, bulacağım bir ziraat mühendisi falan kurutturacağım bataklığı. Çiftliğe çevirmeyi düşünüyorum. Keçiler, koyunlar ayy :)

3 Ocak 2010 Pazar

Git Başımdan...!

Git başımdan sevda
Sana takatim yok.
Kaldırma yüreğimi yerinden
Sarsma, bırak uyusun.

Nereden gelirsin böyle
Gece yarısı, ansızın bilmem.
Ne uyku bırakırsın ne huzur
İnsanda.
Çek git ne olursun...