7 Mart 2010 Pazar

Eve Gitmek

Eve gitmek,yemek yemek, bir film açıp izlemek, kitap okumak, çay içmek, kendi yatağında o rahat yatağında on iki saat uyumak, annesini görmek, belki biraz ders çalışmak, müzik dinlemek, bir şeyler karalamak, pencereden bomboş sokakları izleyerek bir sigara içmek, biraz gitar çalmak, internette zaman öldürmek... Mert'in aklından bunlar geçiyordu. Görüldüğü üzere eve gitmek için yeterince haklı sebebi vardı. Ama abisinin ve teyzesinin de kal demeleri için çok haklı ve geçerli bir sebepleri vardı. Saat üç olmuştu. Hırlısı vardı hırsızı vardı. Bir haklı sebebpleri daha vardı. Teyze hstaydı. Midesi ağrıyordu. Çok feci ağrıyordu ve bu her halinden belliydi. Hastaneye götürülmesi gerekebilirdi. Ama düşüncesiz ve bencil kahramanımız Mert illa da tutturdu gideceğim diye. "Geçmiş olsun teyze hadi iyi geceler" dedi ve çıktı. Merdivenlerden indi, üzerinde gereksiz, yersiz bir neşe vardı. Daha on dakika önce abisine moralinin bozuk olduğunu söylüyordu ama şimdi, on dakika sonra, sessiz sessiz ıslık çalarak boş sokaklarda yürüyordu. Aptal köpek yine peşine takılmıştı. Bir bacağı kimbilir ne şekilde kopmuş, ufak tefek, siyah renkli bu zavallı yaratık teyzesinin evinin hemen altında kuytu bir yer bulmuştu kendisine göre. Orada yaşıyordu. Bir kaç kez bu köpeğe bir isim bulmaya yeltenmişlerdi Mert ve abisi Özer. Uygun birşey bulamamışlardı. Ben ondan "Aptal Köpek" diye bahsedeceğim.

Bu köpek aptal. Ne zaman o merdivenlerden birisi inse, yürümeye başlasa peşine takılıyor yürüyen kişinin. Herhalde o zaman hatırlıyor aç olduğunu. Yürüyen kişinin peşinden koşturup bulduğu her çöplükte yiyecek bir şeyler arıyor. Eğer o yürüyen kişi ilçenin dieğr ucuna kadar yürüse bu Aptal Köpek de takip eder onu. Belki de aptal değil. Belki de kurnaz bir dilenci. "Görüyorsun ya, ben de açım" diyor sürekli. "Hani yiyecek bir şeyler versen hayır demem" diyor.

Mert ona şimdiye kadar hiç yiyecek vermedi. Bu sefer de vermedi. Üzerinde gereksiz neşesi, sırıtan bir yüzle yoluna devam etti. Hastanenin önüne geldiğinde bir sigara yaktı. Sigaraya başlayalı çok olmuyordu. Ama başlamasının birinci haftasından beri bırakacaktı sözde. Şimdi yine onun hesabını yapıyordu. Uun uzadıya paketteki sigaraları saymadan göz kararı belirledi sigara sayısını. Demek ki bugün on tane içmişti. Yarın sekiz tane içseydi. Sonraki gün yedi tane... Klasik azaltarak bırakma yalanını atıyordu bu sefer de kendine. işin ilginç tarafı attığı yalanlara inanması. Şu anda gelmeyi çok istediği evinde masasında oturmuş birşeyler zırvalarken bile inanıyor bırakacağına. "Bırakacağım" diyor hala.

Mert hastaneyi geçince sola döndü. Oturdukları ilçenin en meşhur parkının önünden geçerken parktaki güvenlik görevlilerini uyanık görünce şaşırdı. Teyzesinin evinden çıktığından beri ilk kez uyanık insan görüyordu. Parkın önüne park etmiş arabalar vardı. Hep olurdu zaten. Genelde de bu arabaların bazılarında bira içen adamlar olurdu. Mert arabaları tek tek gözden geçirdi. Demlenen yoktu bu gece. Sonra bir şey hatırladı. Teyzesinin evine gelirken gördüğü iki çocuğu hatırladı. Sitenin duvarına oturmuşlardı. Birisi diğerine dert yanıyordu: "İsmail dedim ben de kendi kendime, ulan dedim bak işte senin arkadaşların da böyle adamlar dedim..." Mert onları ilk gördüğünden hiç önemsememişti. Yanlarından geçip gitmişti. Şimdi neden bu sahneyi hatırladığına kendisi de bir anlam veremedi.

İsmail çok büyük ihtimal uyumaktaydı. İsmail'in dert yandığı arkadaşı da uyumaktaydı. İsmail'e kazık atan "böyle adamlar" olan insanlarda uykudalardı kuvvetle muhtemel. Mert uyanıktı. Abisi de uyanıktı, annesinin başına bekliyordu. "Ihlamur, adaçayı gibi bir şeyler kaynatayım belki iyi gelir" diyordu annesine. Konuşmaya mecali olmayan annesi zar zor "yok istemem" diyordu. Aptal Köpek de uyanıktı. Bir hafta on gün önce Aptal Köpek'i döven Zeyna isimli köpek de uyanıktı. Kaldığı evin arka bahçesindeydi, yan bahçedeki köpeğe havlıyordu. Zeyna'nın havlama sesiyle Faruk Hoca bir an için uyanıyordu. O bir ana insanüstü bir çabayla çok fazla küfür sığdırıyordu. Faruk Hoca'nın oğlu Mert, hikayemizin kahramanı Mert eve varmak üzereydi.

Kapının önüne geldiğinde Aptal Köpek hala Mert'i yalnız bırakmamıştı. Mert apartmanın kapısını açtı, içeriye girdi, kapıyı kapattı. Aptal Köpek " Ne yani, yemek yok mu?" der gibi bakıyordu. Mert asansörü çağırdı. asansör zemin kata inene kadar bir kaç küçük daire çizdi yürüyerek. Aptal Köpek hala kapının dışından ona bakıyordu. Mert asansöre bindi. Beşinci kata çıktı. Evine girdi. Aptal Köpek ne yaptı bilmiyorum. Ama ertesi sabah Özer Abi ve annesi hastaneye gitmek için merdivenlerden indiğinde onların da peşine takılacağı kesin.

Mert içeriye girdi. Bilgisayarın düğmesine bastı. Annesini dürtüp geldiğini bildirdi. Annesi de "iyi tamam" anlamına geldiğinden kimsenin şüphe etmeyeceği şekilde homurdandı. Mert'in anneannesi, annesi ve kız kardeşi; yaş ve hatta kuşak sıralamasına göre dizilmiş uyuyorlardı. Evin erkeği Mert uyanıktı. Onları tehlikeler karşı koruyorlardı. Sabah ezanı okunana kadar uyanık kalacaktı, sonra uyuyacaktı. Çok geç uyanacağı için sabah bakkala annesi gidecekti. Evde su bitmişti, su istenecekti ve Mert uyuyor olacaktı. Ama şu anda çok soylu duygularla ailesini koruyordu! Mutfağa gidip yemek yedi sonra. Müzik dinledi, boş sokakları izleyerek sigarasını da içti. İstediği herşeyi yaptı. Aferin ona!