23 Ekim 2010 Cumartesi

Ama Yaşıyorum....

Issız bir yerdeyim. Çok ıssız. Neden bilmiyorum ama üşüyorum biraz. Etrafta hiç ses yok, hem de hiç. Kafam karışık. Kimim, neyim, nerdeyim...? Soru çok, yanıt yok. Her şey çok anlamsız. Ya da herşey anlamlı ben anlamsızım. Üşüyorum, ellerim.... Her yer çok karanlık. Bir saniye. Bir ses var. Evet evet bir ses geliyor derinden. Sadece bir fısıltı, anlamsız, anlaşılmaz bir ses ama sanki tanıdık bir ses. Başım ağrıyor ve gittikçe ağırlaşıyor. Ses geliyor bir yerlerden. Ama ne diyor anlayamıyorum.

Sigara içmeliyim. Hemen bir sigara yakmalıyım. O ses, beynimi kemiriyor. Birşeyler diyor tam duyamıyorum. Derin bir nefes almalıyım sigaramdan. Bir müddet tutmalıyım dumanı içimde. Sonra salmalıyım pof diye. O ses hala bir şeyler anlatıyor.

Sanki derinde bir yerlerde bir yıkım var. Bir göz yaşı. Grayderlerin sesi geliyor çığlık gibi. Bir kalp atıyor ritmi bozuk.

Sonra birden loş bir ışık görünüyor. Yürüyorum ona doğru. Duruyorum. Hatıralar resmi geçit yapıyor. Protokolde ayrılıklar, pişmanlıklar... O ses daha da yükseliyor. Şimdi kulaklarımı sağır edercesine haykırıyor. Yalnızsın diyor, hem de çok yalnız...

Susuyorum. Biraz başım dönüyor, belli belirsiz bir yaş süzülüyor yanaklarımdan, silmiyorum. Ben ağlamam ki!

Issız bir yerdeyim. Hem de çok ıssız. Üşüyorum biraz. Ama yaşıyorum, ritmi bozuk bir kalple, karanlıklar içinde...