4 Kasım 2011 Cuma

Neler Oluyor Hayatta...

Merhabalar. Son yazımı 23 Temmuz tarihinde, yani doğum günümde yazmışım. O günden bu güne değişenleri ve ilerde değişmesi kuvvetle muhtemel olanları şöyle bir sıralamak istiyorum.

* Öncelikle sınavlardan sonra çok kısa süre daha çalıştığım işimi, hafızam beni yanıltmıyorsa Eylül ayının ilk haftasında tamamen bıraktım.

* Uzun zamandır var olan motosiklet alma hayalimi 6 Ağustos tarihinde gerçekleştirdim. Tabi fazla bütçe ayıramadığım için Çinli bir motosiklet alabildim. Mondial 125 MG Deluxe. Şimdiye kadar 1200 km yol yaptım ve genel olarak memnunum ve motorumu seviyorum.

* Motosikletimi aldığım günden bu güne kadar minik geziler yaptım durdum. Öncelikle yaşadığım ilçeye komşu olan ilçeleri (Bayındır, Tire, Selçuk, Kemalpaşa..) ve köyleri gezdim.  Üç kez çevirmeye takıldım. Fakat tüm evraklarımın tam olması ve kaskımın başımda olması sayesinde ceza almadım. Dayımın oğlu ile birlikte Tire'ye giderken, beni gördüğü halde beni araçtan saymayan bir otomobilin hatalı sollama girişimi sonucunda kaza tehlikesi atlattım.

* Araçlara karşı olan ilgimin otomobillerden motosikletlere kayması sonucu eskiden çok uzaklardan gördüğü bir aracın marka, model, motor bilgilerini ezbere sayabilen ben, artık motosikletleri de ezbere sayabilir oldum. :) Yeni ilgi alanım sayesinde motosiklet sitelerini, forumlarını gezip yeni modelleri araştırıp daha büyük hacimli motosikletlerin hayalini kurar oldum. Tabi bu durum ailemdeki "iki teker" korkusunu körükledi. Ne zaman motosikletlerden konu açsam, otomobil daha iyi bırak şu motor hevesini diyorlar.

* Mezun olmama engel olan tek dersimi de verip Anadolu Üniversitesi (AÖF) İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi Ve Endüstri İlişkileri bölümünden mezun oldum. Diplomamı alır almaz da askerlik şubesine gidip askerlik kararı aldırttım. Büyük bir ihtimalle Aralık ayında askere gideceğim.

* Hakkımda askerlik kararı aldırttıktan sonra ilk işi olarak bir senedir uzattığım kıvır kıvır saçlarıma veda ettim. :( Bunu yapmamın nedeni ise askerlik nedeniyle zaten kesilecek olan saçlarımı ve kendimi bu yeni duruma alıştırmak içindi. Ama iyi oldu ensemin varlığından haberdar oldum en azından. :)

Evet, benden şimdilik bu kadar. Bu arada kaybettiğimiz 24 şehidimizi rahmet ve saygıyla anıyorum. Onlara ve tüm şehitlerimize çok şeyler borçluyuz. Van'daki depremde de hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah'tan rahmet, geride kalanlara ise sabır diliyorum. Allah hepsinin yardımcısı olsun.. Hoşçakalın...

4 Ağustos 2011 Perşembe

Uzuun Bir Aradan Sonra

Hala bu blogun "mızıklayanı" olarak göründüğüm için, ve uzuun bir süredir bu bloga "mızıklamadığım" için aynı başlıktan bir tane daha atıp bir şeyler karalama hakkını kendimde gördüm. Arz ederim.

Yazlıklara gittim, ne bikinler gördüm içlerinde kız yoktu. Rakı içtim şarap içtim. Düzeltiyorum: şarap içmedim.

Satranç turnuvasına katıldım mesela, bu uzuun arada. Ne rakipler gördüm, ezip geçtiler beni.

İnşaatlara gittim, amelelikler yaptım. Ne çöpler kokladım, içlerinde her bir şey vardı be.

Abimin yaptığı sandviçlerden yedim bir tane. Çıkartıyordum az kalsın. Ama onun suçu yok, malzeme dandik herhalde, midem hassastır benim. Ne mideler gördüm, sabahın köründe işkembeyi kaldırabiliyordu.

Ne bankalar gördüm. Sömürüyorlar lan beni! Ama hata bende. Kullanmayaydın kredi kartını, almayaydın hiç.

Hatta ve hatta; ben ne vizeler gördüm ne finaller gördüm. Ne insanlar gördüm, geçtiler o derslerden.

Daha da geriye gidecek olursak; ben ne Sakarya'lar Adapazar'lar gördüm, içlerinde insan "az".

İstanbul gördüm, TT Arena gördüm. Çok güzel.

Bir keresinde Kadıköy gördüm, Şükrü Saraçoğlu gördüm, dayaktan kıl payı kurtulduk. Ben ne taraftarlar gördüm, haklı adamlar abi, Kadıköy'de niye giyiyorsun ki o formayı.

Ben ne yavşaklar gördüm, gevrek gevrek sırıttım onlara. Bana vuranlara diğer yanağımı çevirdim.

Evliya gibi birşeyim aslında ben.

Herkese iyi Ramazan'lar.

23 Temmuz 2011 Cumartesi

Uzuuun bir aradan sonra...

Son yazımı 10 Nisan tarihinde yazmışım. Bugün tarih nedir? 23 Temmuz... Yuh! Tarihin en savsak blogger yazarı benimdir sanırım. :) Şimdi ben neden bu kadar zamandır bir tek yazı bile yazamadım? Efendim hemen anlatayım. 10 Nisan daki yazımda da anlattığım gibi çalışmaya başlamıştım. Hala daha çalışıyorum. Çalışma saatlerim uzun ve yorucu olduğu için internetle alakalı hiçbir şeyle ilgilenemez oldum.  Evi de otel olarak kullanıyorum zaten. Sabah kahvaltısı nedir unuttum mesela...

Peki onca zamandır hiç girdi göndermeyen bir yazar olarak neden bugünü seçtim acaba? Çünkü bugün benim doğum günüm. Ve şansa bakınız ki doğum günüm izinli olduğum güne denk geldi. :) Gerçi bugünle ilgili bir sürü hayalim vardı, uzun zamandır hayalini kurduğum motosikleti almaya gidecektim falan ama hiçbirini yapamadım. Halbuki bir aydır bugün için hazırlanıyordum. Almak istediğim motosikletin parasını biriktirmiştim. Ancak nedense bugün bir türlü galeriye gidip de motorumu alamadım. Aklıma onlarca şey takıldı. Motosiklet alma sevdasına düştüğümden beri annem başta olmak üzere tanıdığım herkesin karşı çıkması, benim 3-4 ay içinde -eğer kalan son bir dersimi de verirsem- askere gidecek olmam, çalıştığım iş yerinde iyice sıtkımın sıyrılmış olması, işi bırakmamın an meselesi olması ve tüm bunlara rağmen benim deli gibi motosiklet sahibi olmak istiyor olmam. Tüm bunları ardı ardına düşününce ayaklarım bir türlü motosikle galerisine gitmedi. Çarşıya çıktım, döndüm dolaştım, ama bir türlü galerinin olduğu sokağa giremedim. Çünkü biliyordum, eğer girersem oradan motosikleti almadan çıkmayacaktım. Gerekirse senet sepet imzalayacak, varımı yoğumu oraya gömecek ama o iki tekere kavuşacaktım. Bundan korktuğum için galerinin olduğu sokağın etrafında turlayıp tıpış tıpış eve geri döndüm.

Biraz konudan konuya atlamış gibi oldum ama 3 aydan fazla bir süredir hiçbir şey yazmayan bir yazarın yazısı da ancak böyle olabilirdi. Şu sıralar benim için en güzel şey okul durumumun en azından benim tahmin ettiğimden daha iyi durumda olması. Ben hem çalışıp hem sınavlara hazırlanıyor olduğum için en az iki ya da üç dersten çakarım diye düşünürken, en korktuğum dersleri bile vermiş bulundum. Ancak her zaman hesapta olmayan bir şeyler olur bu hayatta ya, işte o yüzden de hiç aklımda olmayan, ulan ben bu dersi kesin veririm diye düşündüğüm bir dersten bütünlemeye kaldım. :) Hayata her zaman ilginç şakalar yapıyor insana.

Yaptığım işe gelecek olursam, sandviç satan bir dükkanda önceleri paket servis elemanı olarak başladığım iş hayatıma, şimdilerde ocağın başında sandviçleri hazırlayan usta olarak devam ediyorum. :) Gerçi arada paket servisi yoğunluktan sıkıştığında pakete de çıkıyorum. Yani aslında iki işi birden yapıyorum gibi birşey. :)) Yanlarında çalıştığım insanlardan memnunum ama iş o kadar da hoşuma gitmiyor. Ama ne yaparsınız ki para lazım para! :) Ben bu tip işler için hiç de uygun biri değilim aslında. Yani bana öyle geliyor belki de ama ben şimdiye kadar hiç uzun saçlı bir usta görmedim kendimden başka bu gibi yerlerde. :) Neyse şimdilik yuvarlanıp gidiyoruz işte en azından harçlığımız çıkıyor.

Son olarak ikinci el temiz 125 - 250 cc arası satılık motosiklet aranmaktadır. İzmir içinden satıcılar olursa sevinirim. :) Ayrıca büyük bir aksilik olmazsa yakında mezun olacağıma göre insan kaynakları elemanı arayan varsa mezun olmama çok az kaldı duyurulur! :))

Zahmet edip okuyan herkese teşekkürler. İzliyor olmama rağmen uzun zamandır yazılarını okuyamadığım tüm blog yazarı arkadaşlarımdan da özür diliyorum. Başta da biladerimden. :)

10 Nisan 2011 Pazar

İş Nedeniyle...

Çalışmaya başlamış olmam nedeniyle bir süredir buralara birşeyler yazamıyorum. Çünkü işten çıktıktan sonra eve gelemiyorum, bir akrabamın bekar evinde kalıyorum. Orada da internet yok. İşte bu yüzden bir müddettir internetten, bilgisayardan, müzikten ve hatta uykudan oldukça uzağım.

Eğer kapağı tekrar bu taraflara yani kendi evimin olduğu yere atabilirsem, o zaman tekrar internetle de ilgilenebileceğim, rahat uykuda uyuyacağım, ders çalışmaya da zaman bulabileceğim... Tabi bunun için buralardan bir iş ayarlamam lazım. Umarım o günler yakındır. :)

Haydi kendinize iyi bakın...

27 Mart 2011 Pazar

Hep Tek, Hep Tek Başına...

Mart ayı iç ve dış siyaset bakımından oldukça hareketli bir ay oldu. Bir sürü can sıkıcı, moral bozucu haber okudu(k)m, izledi(k)m. Japonya'daki felaket üstüne felaketler, Libya'daki ve tüm Orta Doğu'daki olaylar, iç siyasetteki gerginlikler... Bu konular hakkında bir sürü şey yazılabilir ama insanın içinden gelmiyor. Daha güzel şeylerden bahsetmek istiyor insan ama ne yazık ki günümüz dünyasında bu pek mümkün gibi görünmüyor.

Bu yüzden ben sizin için en gereksiz, faydasız şeyi yapıp kendi hayatımı anlatmak istiyorum şu anda. Hayatımı anlatmaktan kastım, hayatımdan küçük bir kesit anlatmak, telaş yapmayın. Sadece yaklaşık iki haftadır yaşadıklarımı özet geçmek istiyorum. Evet blogdaki boşluğu doldurmaya çalışıyorum sadece. :)

Evet efendim biliyorum çok meraklandınız, hemen başlıyorum anlatmaya. :) Bendeniz iki hafta kadardır evde tek başıma takılıyordum. Uzun zamandır böyle bir şeye ihtiyacım vardı. Kafamı dinlemek istiyordum biraz. Peki bu yaklaşık iki haftalık zaman sürecinde ne halt ettim?

Aslında pek bir halt etmedim. Yine aynı sıkıcı hayatıma devam ettim. En çok yaptığım faaliyetler, bilgisayarın başından kalkıp televizyonu açmak, televizyonun önünden kalkıp bilgisayarın başına geçmek şeklinde özetlenebilir sanırım. Bunun dışında son ses müzik dinledim, sık sık bira tükettim, iki kere sağlam sarhoş oldum, iki yıldır görüş(e)mediğim çok eski bir arkadaşımla görüşme imkanına kavuştum, tabi onunla da bir miktar alkol tükettim. Midye yedim, çay içtim, günlük tükettiğim sigara miktarını artırdım. Arada ders çalıştım, ama arada... :) Bol bol film izledim, sabahladım, güneşin doğuşunu izledim, batışını hep kaçırdım. Bir keresinde fazla uyumaktan dolayı günleri karıştırdım. Ama zaten işsiz güçsüz olduğum için pek sorun yapmadım.

Mutfakta birikmiş bulaşıklardan kule yaptım, elde temiz bir tane bile çatal, kaşık kalmayınca iş başa düştü deyip bulaşıkları bir çırpıda yıkadım. Bu hareketim nedeniyle uzunca bir süre kendimi övdüm. Mutfak camına hohlayıp cama ismimi yazdım, sildim, tekrar yazdım. 1 saatlik duş keyfi yaparak o anda ev telefonunu ve cep telefonumu arayıp da bana ulaşamayan aile üyelerini paniğe sevk ettim. İlk kez kimseden yardım almadan makarna yaptım ve yaptığım makarnayı çok beğenip hepsini yanında ketçap, mayonez, turşu üçlüsü ile birlikte mideye indirdim. Ya ben evde böyle yalnızken böbrek ağrım başlarsa diye korkup acil durum planı yaptım. Allah'tan planı hiç uygulamadım.

Kendi kendime siyaset tartışması yaptım. Tek başıma harmandalı oynadım. Evi tanınmayacak hale getirdim. Sakal bıraktım. Gecenin ilerleyen saatlerinde yüksek sesle arka arkaya Rock, Türk Halk Müziği, Metal, Türk Sanat Müziği, Pop, Özgün ve Klasik Müzik parçaları dinleyerek ne kadar hasta ruhlu olduğumu tüm mahalleye kanıtladım. Bu hareketimle muhtemelen bol miktarda küfür yedim ama umursamadım. Birkaç kez aldığım alkolün de etkisiyle hıçkıra hıçkıra ağlamadım. Arası yırtık eşofman, salaş bir kazak, yırtık çorabımdan dışarı fırlamış baş parmağım ve darmadağan saçlar ile defalarca bakkala gittim ve herkeslere rezil oldum. Alt katta oturan abimle, hem de ikimiz de fena halde alkollü olmamıza rağmen hiç tartışmadan-atışmadan saatlerce güzel güzel sohbet ettik. :)

Ve sonunda iki haftalık "evde tek başına" maceramın sonuna geldim. Gerçi 2-3 Nisan tarihlerinde yapılacak olan AÖF vize sınavlarından sonra muhtemelen tekrar bir süre daha yalnız kalacağım. Şimdi sınavlara kadar pek buralarda olmayacağım efendim ben. Çalışmam gereken son birkaç konu daha var. Onları da hallettikten sonra geç kalmış olsam da biraz da test çözmeyi düşünüyorum. Sonrası Ya Nasip artık. Haydi eyvallah...

15 Mart 2011 Salı

Blogger - Blogspot Erişim Engeli Kalkıyor

Ve bloglar özgür
-------------------------------
Dns arkasında iş çevirdiğimiz için ben henüz açılıp açılmadığını bilmiyorum. Ama habere göre erişim engeli kalkıyormuş. Umarım bu yaşadığımız son engelleme olur.

6 Mart 2011 Pazar

Pardus 2011 Gnome Kurulumu



Gnome benim en çok kullandığım masaüstü ortamlarından biridir. Ubuntu kullandığım için kendisiyle uzun zamandır haşır neşirizdir . Pardus'da da bilgisayarımın donanım olarak yetersizliğinden dolayı, KDE'nin yavaş işlemesi artık canıma tak etti ve daha hafif bir masaüstü ortamına geçmek istedim. Ancak depolarda fazla seçenek yoktu. Önce enlightenment'ı kurdum. Ama yine de KDE yazılımları kullanmak zorunda kalıyordum. Openbox kurmak istedim ancak depolarda bulamadım. Zor da olsa derleyerek kurdum ancak birçok şey eksik kaldı. Crunchbang'deki gibi bir Openbox istiyordum ancak olmadı. Sonra aklıma Gnome kurmak geldi. Aslında bilgisayarımda zaten Ubuntu vardı ancak yine de Pardus'un karşımda yavaşlıktan kıvranmasına dayanamıyordum. :) Bir yerlerde okumuştum Pardus Gnome Projesi vardı. Hemen Google amcaya sordum. O da bana bu adresi verdi.

    Kurulum:

Pardus 2011'e Gnome kurmak için öncelikle Pardus Gnome Projesinin deposunu sisteme eklemeniz gerekiyor. Bunun için Pisi'nin grafik arayüzünü kullanabileceğiniz gibi, daha pratik bir yöntem olan konsoldan komut vererek ekleme yöntemini de kullanabilirsiniz. İkinci yöntem için Alt+F2 tuşlarına basıp uygulama çalıştırma penceresine konsole yazıyoruz. Konsol açıldıktan sonra i686 (32 bit) sistemler için:

pisi ar PardusGNOMEProject http://gnome.brkclskn.org/2011/i686/pisi-index.xml.xz


 komutunu işletiyoruz.

X86/64 bit sistemler için ise;

pisi ar PardusGNOMEProject http://gnome.brkclskn.org/2011/x86_64/pisi-index.xml.xz

komutunu vererek depoyu sistemimize eklemiş oluyoruz. Depoları ekledikten sonra

sudo pisi ur

komutunu yine konsoldan işleterek depo veritabanlarının güncellenmesini sağlıyoruz. Depo ekleme işimiz bittiğine göre artık kuruluma geçebiliriz. Kurulumu başlatmak için;

sudo pisi it pardus-default-settings-gnome

komutunu veriyoruz. Yalnız bu komut temel Gnome paketlerini kurar. Siz Gnome'u tüm paketleriyle birlikte kurmak istiyorsanız aşağıdaki komutu konsola girmelisiniz:


sudo pisi it -c gnomeproject -y

Bu komutları verdikten sonra pisi gerekli paketleri indirip kuracak. Kurulum işlemi bittikten sonra sistemi yeniden başlatıp Gnome masaüstü ortamına sahip Pardus 2011'inizi kullanabilirsiniz.

İşte Gnome kurulu Pardus 2011 ekranım:



Kendi adıma diyebileceğim odur ki; Gnome ortamına sahip Pardus'u, standart KDE'li Pardus'dan daha çok beğendim. KDE düşmanı değilim, ben özgür yazılıma hizmet eden hiçbir yazılıma, oluşuma, çalışmaya karşı değilimdir zaten. Ama bilgisayarımın donanım özellikleri KDE 4'ün gerektiği gibi çalışmasına uygun değildi. Ayrıca Gnome'da her zaman için severek kullandığım bir masaüstü ortamı olmuştur. Nedense daha sıcak gelir bana. :)
Neyse efendim, yeni Pardus'unuz hayırlı olsun, güle güle kullanın.  

 
Yararlanılan Kaynaklar:

Pardus Gnome Project

Pardus-Linux.org 

1 Mart 2011 Salı

Engelimiz Geldi

Güzel ülkemizde yine bir "erişim engellendi" vakasıyla karşı karşıyayız. Engellenen siteler kervanına Blogger da katılmış durumda. Blogger'ın erişime engellenme nedeni ise telif hakları Digitürk'e ait olan bir yayın içeriğinin bir blogda yayınlanmış olması imiş.

Sadece o yayının bulunduğu bloga ceza vermek yerine hepimize ceza kesilmiş olmasının ne kadar mantık dışı bir hareket olduğunu uzun uzadıya anlatmanın alemi yok. Çünkü akıl fikir sahibi herkesin hemen çözümleyebileceği bir şey bu.  Elimizden geldiğince tepki göstermemiz gerekiyor bu duruma. Sadece bizim başımıza geldiğinde değil, erişime engellenen bütün siteler için bu tepkiyi göstermeliyiz. 

Bu kapatma sonrası Twitter'da #blogumadokunma etiketiyle bir kampanya başlatılmış durumda. Ayrıca diğer sosyal medya ortamlarında da çeşitli kampanyalar oluşturuluyor.

Bu tepkiler bir işe yarar mı bilemiyorum. Ancak sessiz kalmaktan iyidir. Artık bu işe bir çözüm bulunmalı. Eğer bulunamıyorsa da internet kökten yasaklanmalı. Hiç değilse bizi de kendinizi de uğraştırmamış olursunuz, oh kafamız rahat, okumadan, araştırmadan, fikir beyan etmeden gül gibi geçinir gideriz.


http://www.sansursuzinternet.org.tr/

19 Şubat 2011 Cumartesi

Pardus 2011 Çözünürlük Sorunumu Çözdüm


Bir önceki yazımda Pardus 2011'de canımı sıkan tek sorunun, sistemi istediğim çözünürlükte kullanamamam olduğunu bildirmiştim. 1280×1024 çözünürlüğe alışmış biri olarak 1024×768 hem benim gözüme kaba geliyordu, hem de ekranımı verimli kullanmama engel oluyordu. Pardus 2011'i kurduğum günden beri bu konuyla ilgili araştırmalar yapmış ama olumlu bir sonuç alamamıştım. 
Pardus 2011'de artık xorg.conf dosyası kullanılmıyor. Bunu önce bu dosyaya elle müdahale etmek istediğimde dosyayı bulamayınca fark ettim. :) Sonra da forumlarda araştırdım ve artık o dosyanın kullanılmadığını okudum. O günden beri bazen "aman canım güncelleme gelir düzelir" diyerek boş verdim, bazen de "bunun başka bir yolu olmalı" diye düşünerek araştırdım durdum. Pardus'un bütün ayarlarını kurcaladım. Tüm sistem kayıtlarını taradım. Ama hiçbir çözüm bulamadım. Tam artık iyice ümitsizliğe kapılmışken, bilgisayardaki yedek dosyalarım arasında bir dosya dikkatimi çekti. Sanki bana "gel dozi ilacın bende" diyordu. İstem dışı ona doğru seğirttim. :)
Bu bahsettiğim dosya, bilgisayarımdaki diğer Linux dağıtımım olan Ubuntu'nun xorg.conf dosyasının yedeğiymiş meğer. Birden kafamda bir şimşek çaktı. Bu dosya benim ekran kartım için zaten hazır bir şekilde ayarlıydı. Bu dosyayı Pardus'un /etc/X11/ dizini içerisine xorg.conf ismiyle kaydedersem belki o zaman bu sorun çözülür diye düşündüm. Zaten daha önceleri de Pardus ve ya Ubuntu'da çözünürlük sorunu yaşadığımda bilgisayarımdaki diğer dağıtımın doğru çözünürlükte çalışmasını sağlayan xorg.conf dosyasını alıp, düzenleyip sorun yaşadığım dağıtıma uyguluyordum. Ancak bu sefer durum biraz farklıydı. Çünkü Pardus artık bu dosyayı kullanmıyordu. Bu yüzden işe yarayıp yaramayacağına emin değildim. Ama yine de denemekten zarar gelmez diye düşünüp uygulamaya koydum.
Konsolda "su -" komutunu verdim, root parolamı girdikten sonra "dolphin /etc/X11" komutuyla dolphin'i root haklarıyla açtım. Daha sonra dosyalarımın arasında bulduğum Ubuntu'ya ait xorg.conf dosyamı Pardus'un /etc/X11 dizininin içerisine yine xorg.conf ismiyle kaydettim. Biraz korkarak Pardus'u yeniden başlattım. Ve en sonunda ekranım 1280×1024 olarak açıldı. :)
Bu çözüm ne kadar uygundur bilmiyorum. Çünkü sonuçta Pardus artık öntanımlı olarak ekran ayarları için xorg.conf dosyasını kullanmıyor, ayarları otomatik olarak algılıyor. Ancak her ne kadar Pardus xorg.conf dosyasını kullanmıyor olsa da nVidia GeForce FX 5500 ekran kartım için bu zorlama yöntem olumlu sonuç verdi.
Buradan Pardus 2011'de çözünürlük sorununu bir türlü aşamayan kullanıcılara bu yöntemi denemeden önce tekrar söylemek istiyorum ki bu yöntemin ne kadar sağlıklı bir yöntem olduğuna dair bir fikrim yok. Ben yaptım oldu denebilecek bir çözüm yöntemi bu daha çok. O yüzden denemeden önce biraz daha araştırmalarını öneriyorum.
Ne olursa olsun başka bir çözüm yolu bulamadım, denemek istiyorum diyenler varsa, bilgisayarlarında ikinci bir Linux dağıtımı kullananlar benim yaptığım gibi yapabilirler sanırım. Tek dağıtım kullananlar ise internette "xorg.conf sample" ya da "xorg.conf sample for nvidia 1280×1024" gibi anahtar sözcüklerle arama yapabilirler.
Bu da artık istediğim çözünürlükte çalışan Pardus 2011'den bir ekran görüntüsü:

Not: Yalnız bu sefer de çözemediğim başka bir ilginç sorunla karşı karşıyayım. Çözünürlüğü bu şekilde değiştirdikten sonra ekran görüntüsünde de görüldüğü gibi ekranın üst kısmında çizgiler oluştu. O nedendir anlamış değilim. :)

16 Şubat 2011 Çarşamba

Pardus 2011 İlk İzlenimlerim



Geçenlerde buradaki yazımda Pardus 2011 DVD siparişi verdiğimi yazmıştım. İki gün önce Pardus DVD'im elime ulaştı. Kargo ücreti olarak 2.75 TL ödedim. Birgün sonra da her ihtimale karşı elimdeki dosyaların yedeklerini alarak kuruluma geçtim. Kurulum her zamanki gibi kolaydı. Hatta kurulum sırasında ekran kartım için üreticinin sağladığı sürücüleri kurmak isteyip istemediğimi sordu. Ben de kur dedim. Kurulum sırasında birşey dikkatimi çekti. Daha önceleri kurulum sırasında kullanıcı tanımlıyorduk. Bu sefer ise kullanıcı tanımlama, parola oluşturma ekranıyla hiç karşılaşmadım.

Kurulum tamamlandıktan sonra yeniden başlat dedim, yalnız Pardus bilgisayarımı yeniden başlatmadı. Birkaç dakika bekledim fakat bir değişiklik olmayınca elle yeniden başlattım. ilk açıldığında benden kullanıcı tanımlamamı istedi. Kullanıcı tanımladım ve parola belirledim. Daha sonra da root kullanıcısı için parola belirledim. Daha sonra Kaptan beni karşıladı ve onunla ilk ayarlarımı yaptım. Tüm işlemler bitince Pardus 2011'in masaüstüyle karşılaşmış oldum. Yalnız ilk bakışta dikkatimi çeken birşey vardı. Ekran çözünürlüğüm istediğim gibi değildi.


Hemen Sistem ayarlarından --> Ekran ve Monitör --> Ekran Kartı Sürücüsü bölümünden ekran kartımın kurulu olup olmadığını kontrol ettim. Kuruluydu. Sağlamasını yapmak için pisiden kontrol ettim. Daha sonra da sysinfo paketini pisiden kurduktan sonra Konqueror'ı açıp adres satırına sysinfo:/ yazıp sistem bilgilerini kontrol ettim. Ekran kartım kurulmuştu ve 3b desteği tamdı. Ancak Sistem ayarları --> Ekran ve Monitör --> Konum ve Boyut kısmında 1024×768 den daha fazla çözünürlüğe izin vermiyordu. Halbuki daha önce de Pardus'u birçok kez kullanmıştım ve her seferinde de 1280×1024 çözünürlükle kullanıyordum. Nvidia'nın kendi ayar yazılımı olan Nvidia X sunucu ayarları (nvida-settings paketi) yazılımdan istediğim çözünürlüğü girerek ayarlayayım diye düşündüm. Ancak onu açtığımda ise X Server Display Configuration kısmında tanımlı ekran olmadığını fark ettim. Son çare olarak ise /etc/X11/xorg.conf dosyasını elle düzenleyerek 1280×1024 çözünürlüğe kavuşturayım bilgisayarımı diye düşünürken, sistemde böyle bir dosyanın bulunmadığını fark ettim. Sonra internette yaptığım araştırmalarda artık ekran kartı ayarları için o dosyanın kullanılmadığını öğrendim. Peki nereden yapılıyor diye aramalarıma rağmen iki gün geçti henüz bir sonuca varabilmiş değilim. 

Özgürlük için forumlarında ve hata takip sisteminde de çözünürlükle ilgili konular açılmış gördüğüm kadarıyla. Bu gerçekten de önemli bir sorun. Bir şekilde güncellemelerle bu sorunun çözüleceğini düşünüyorum. Ya da belki de kuralaya kurcalaya başka bir çözüm üreteceğiz artık. Tabi xorg.conf dosyası sistemde bulunmadığı için bir kullanıcı olarak ne kadar müdahale edebilirim bu duruma bilmiyorum...




Ekran çözünürlüğü ile ilgili sorunum dışında yeni Pardus'da fazla bir sorun yaşamadım. Kurulu gelen yazılımlar gayet hoşuma gitti. Özellikle bu seferki sürümde kurulu gelen uygulamalar arasına biraz da oyun serpiştirmiş olmaları güzel olmuş. Yalnız paket sayısı hala yetersiz. Ancak bununla ilgili ciddi çalışmalar yapılıyor olduğunu Özgürlük için forumlarından okuyorum. Bu konuda aslında bizlere de iş düşüyor ancak ne yazık ki daha önceleri merak sarıp giriştiğim pisi paketi yapma işi, birkaç başarısız deneme sonrası hevesimi kaybetmem ve araya giren başka işlerim nedeniyle askıya alındı benim için. Belki yakında tekrar paketleme işini öğrenmek için çabalamaya başlayabilirim, benim sağım solum belli olmaz. :)  


KDE'yi soracak olursanız, KDE her zamanki KDE! :) Şakası bir yana eğer benim gibi düşük özelliklere sahip bir bilgisayar (külüstür) kullanıyorsanız, Pardus şimdilik (Çomak projesi son kullanıcı için meyvelerini vermeye başlayana kadar) sizin için fazla cafcaflı. Yine de ben Pardus'u düşük özellikli bilgisayarımda da kullanmak istiyorum diyorsanız,  depolarda Enlightenment bulunmakta, onu kullanabilirsiniz. Ayrıca Gnome-project   isimli projeyle Pardus'a Gnome masaüstü kurmak mümkün sanırım. Ancak son kullanıcı için riskli bir hareket olabilir bu.

Benim gibi külüstür bilgisayar kullanmayanlar için ise KDE ve onu en iyi sunan dağıtım olduğunu düşündüğüm Pardus biçilmiş kaftan. Pardus 2011 için şimdilik milad sayılacak bir sürüm olmuş diyemiyorum ne yazık ki. Bence Pardus asıl miladını Çomak projesinin son kullanıcı için kullanılabilir ürünler sunmaya başlamasıyla yaşayacak. Ve inanıyorum ki sadece KDE yüzünden Pardus'u kullanmak istemeyen birçok kullanıcı Pardus'u sevecek. Tabi bunlar benim öngörülerim, ne kadar önümü görebiliyor olduğumu ilerde hep beraber öğreneceğiz. :) 


Ha bu arada unutmadan bugün Pardus Kurumsal 2 sürümü duyuruldu.Yakında Kurumsal 2 sürümünü indirip kurmayı düşünüyorum. Malum benim külüstür KDE 4 ile iyi anlaşamıyor. Zaten KDE 3.5.x serisini de özlemiştim. Kolay mı ilk göz ağrısı KDE 3 benim için. Kurumsal'ı kurduktan sonra yine becerebildiğim kadarıyla bir inceleme yazısı hazırlarım. Haydi kalın sağlıcakla...

11 Şubat 2011 Cuma

Ubuntu İçin Orta Gtk2 Teması ve Faenza Simge Seti

Kullandığım dağıtım Pardus olsun Ubuntu olsun fark etmez. İlla ki standart temasından bir süre sonra sıkılır ve yeni tema arayışına girerim. Uzun zamandır öntanımlı temasıyla kullandığım Ubuntumu biraz makyajlamak istedim ve her zamanki gibi gnome-look ve deviantart sitelerinde gtk teması avına çıktım. Simge teması olarak severek kullandığım Faenza isimli temam bilgisayarımda bulunuyordu. Şimdi ona uygun, şöyle göz yormayan, açık renklerde ve sade bir gtk teması bulmam gerekiyordu. gnome-look sitesindeki birçok gtk temasını denedim, aralarında hoşuma gidenlerde oldu ancak tam olarak "hah budur işte" diyebileceğim bir temaya rastlayamadım. Tam umudumu kesmek üzereydim ki deviantart sitesinde Orta isimli gtk temasıyla karşılaştım. Orta teması hem açık renk hem de koyu renk olarak kullanılabilen bir tema. Kendi ayar yazılımı var. Oradan istediğiniz şekilde ince ayar çekebiliyorsunuz. Şahsen ben açık gri paneller ve siyah menüleri kendime uygun buldum. Ekran görüntüm de aşağıdaki gibi.


Son olarak bu güzelliği taçlandırmak için şık bir masaüstü resmi bulmam gerekiyordu. Onu da Vladstudio sitesinden temin ettim.

Eğer yukarıdaki görüntü hoşunuza gittiyse, Ubuntunuzun böyle görünmesini istiyorsanız:

Orta Gtk2 Temasını indirmek için TIKIRDATIN

Faenza Simge Temasını indirmek için TIKIRDATIN

Masaüstü resmi güzelmiş benim olacak o diyorsanız:

TIKIRDATIN

4 Şubat 2011 Cuma

İç Hesaplaşma

Kendimden hoşlanmadığımı fark ettim bugün. Gerçi bunun uzun zamandır farkındaydım ama bugün daha bir hisseder oldum bunu. Yanlış anlaşılmasın kendimden nefret etmiyorum, bilakis seviyorum efendim kendimi ama ne bileyim değişik bir şey işte anlatması uzun sürer. Böyle "bir kendine faydası yok" adamlardanım ben. Gerçi topluma da bir faydam yok, en iyisi itlaf etsinler beni, arıyorum belediyeyi...

 Hani böyle insanlar vardır ya bütün dünya onların etrafında dönsün isterler. Hah işte ben onlardan değilim ya. Dünya benim şeyimde değil. Dolayısıyla ben de Dünyanın şeyinde değilim. Kimin şeyi kimin şeyinde onu da bilmiyorum, ortada bir şey var ama neyse...

Hayaller kurarım ben yatağa girer girmez, uyuyuna kadar onların gerçekleştiğini düşünürüm, hatta bunu resmen hissederim. Çoğu kez o kurduğum hayallerin büyüsüyle kendimi yatağın içinde sırıtırken bulurum. Baya bildiğiniz "arkası yarın" hayallerim vardır benim. Eğer birşeyleri hayal ederken uyuyup kalmışsam o hayali sonraki gece aynı bir dizinin yeni bölümü gibi hayal eder, geliştirir, yeni olaylar, mekanlar, karakterler falan sokarım o hayale. Hatta bazen yeni bölümü merak ettiğim için erken yatağa girdiğim bile olur. Uykuya direnerek yeni bölümü yaratırım kafamda ve oynarım. Evet haklı olabilirsin sevgili okur sanırım biraz manyağım.

Sert görünüşlü biriyimdir. Beni yolda tek başıma yürürken, ya da bir bankta oturmuş etrafı seyrederken gören biri az önce birileriyle kavga ettiğimi ve sinirimin burnumda olduğunu düşünebilir ama büyük bir ihtimalle alakası bile yoktur. Yaratılış ne yapayım yahu. Aslında her insan gibi gülerim de ben.

Sessiz biri olarak tanınırım hep. Aslında o kadar da sessiz değilimdir, sadece gevezelikten hoşlanmam. Gereksiz konuşan, sürekli tespit yapan, her haltı eleştiren, seri şekilde berbat espriler yapan biri olmaktansa sessiz biri olmayı tercih ediyorum belki de sadece. Ama keyfim yerindeyse, bir miktar alkol tüketmişsem, konuşmak istediğim ya da konuşmanın faydalı olacağını düşündüğüm bir konu bulursam konuşurum niye konuşmayayım. Bilmiyorum belki de kendimi avutuyorumdur. Belki de tutukluğumu, çekingenliğimi gizlemek için zırvalıyorumdur. Henüz bu konunun içinden ben de çıkabilmiş değilim.

En mutlu olduğum yer evimdir. Severim evde takılmayı. Hatta yalnızlığı da severim, tabi dozu kaçmadığı sürece. Yoksa bir müddet sonra zihnimde ikinci bir dozi yaratıp onunla konuşmaya hatta tartışmaya başlarım. Eğer evde yiyecek birşeyler, cebimde biraz param, zulamda yedek bir paket sigaram, demlikte de çayım varsa gerisi boştur benim için.

Takıntılı biriyimdir. Bazen fazla kontrolcü, bazen de "koyver gitsin"ciyimdir.

Düşüncelerimden kolay kolay taviz vermem. Birilerinin beni ikna etmesi, düşüncelerimi değiştirmesi için sağlam kanıtlar, belgeler falan getirmesi gerekir. Her söylenene inanmam, oturur araştırırım. Eğer bildiğim, düşündüğüm şeyin yanlış olduğunu fark edersem ancak o zaman karşıdaki insanın düşüncesine katılırım. Bir konu hakkında yeterli bilgim yoksa o zaman da fikir beyan etmekten kaçınırım. Belki de kendi adıma söyleyebileceğim en iyi huylarım bunlardır.

Aniden sinirlenip garanti kapsamından çıkıp arıza yapabilirim. Ya da birden bire duygusallaşıp iki damla gözyaşıyla bir şarkıyı selamlayabilirim. Kimsenin gülmediği bir durumda ben kahkahalara boğulabilirim.

Yeni birileriyle tanışırken, fazla kalabalık bir ortama girerken, yolda yürürken tanıdığım ama beni hatırladığından şüphe duyduğum birini görünce, stres yapar, bir an için ne diyeceğimi, nasıl yürüyeceğimi unuturum.

Bazen bu yazıda da gördüğünüz gibi bir konuya bir dalarım bambaşka bir konudan çıkarım. Oh be biraz içimi döktüm rahatladım. Sonuna kadar sabredip okuyanlardan zamanlarını çaldığım için özür dilerim. Ama bir yerlere yazmak istiyordum bunları. Güzel bir şarkıyla huzurlarınızdan çekilmek istiyorum:

Duman - Kırmış Kalbini

21 Ocak 2011 Cuma

Pardus 2011 Karşınızda!



Dün kullancılarını twitter ve irc.freenode.net #pardus kanalında heyecanla bekleten Pardus'un yeni sürümü 2011 çıktı. Ayrıntılı bilgi ve yeni sürüm hakkındaki görüşler için burayı, Pardus 2011'i indirmek için ise burayı tıklayabilirisiniz.

Ben kotalı kullanıcı olduğum için DVD siparişi vermiştim. Pardus 2011 dvdim elime geçer geçmez incelemeye ve kurcalamaya başlayacağım yeni pisimizi. Tüm GNU/Linux severlere hayırlı olsun yeni Pardus.

20 Ocak 2011 Perşembe

Atarilerini Özleyenlere

90'larda çocuk olanların yakından tanıyacağı, atarilerden bahsedeceğim size biraz. Çünkü son günlerde ben tekrar o eski günlerdeki oyunlara merak sardım. :)

O günlerde birçok tanıdığımın atarisi vardı. Ama benim yoktu çünkü tüm ısrarlarıma, ağlayıp, zırlamalarıma rağmen bana atari alınmıyordu. Bu duruma biraz bozuluyordum haliyle. Sonra abim yiğenim Mert'e bir tane atari almış. Benle Mert'e dedi ki "size bir süprizim var". Sonra elindeki kutuyu bir açtı ki içinde atari var. Tabi bizim Mert ile o tarihten sonraki en büyük eğlencemiz o atari olmuştu. Tüm gün atari oynuyorduk. 1000000 in 1 isimli kasetlerde gerçekten de 100000 tane farklı oyun olmadığının kısa sürede farkına varmıştık ama yine de bir umut sayfalarca gidip farklı oyunları araştırıyorduk. Çok nadiren de buluyorduk. Ama bu farklı diye tabir ettiğimiz oyunlar daha önceki oyunların biraz makyajlanmış hali oluyordu en fazla.

Sonra bir gün kendime atari aldırmak için babama yalvarmak zorunda kalmaktan bıktığımdan, biriktirdiğim bayram harçlıklarımla, eğer hafızam beni yanıltmıyorsa o zamanın parasıyla 40 milyon liraya kendime atari aldım. Kendisi aşağıda resimde gördüğünüz atariydi.




O atari benim hayatımdaki en önemli elektronik alet olmuştu. Oynayacağım zaman kutusundan çıkarıp adaptörünü, kollarını (joystick) takıp, sonra da televizyon bağlantısını kurup saatlerce televizyonun karşısında oyun oynuyordum. Ne zamanki annem ya da babam çıkart artık onu diye bağırmaya başlıyordu, o zaman da üfleye püfleye atariyi tvden çıkarıp, tekrar dikkatli bir şekilde kutusuna yerleştirip, yatağımın altına koyuyordum. Gözüm gibi bakıyordum atariye. :) Arkadaşlarla kaset değişimleri yapıyorduk. O da kesmezse o zaman da çarşıya gidip kaset değiş tokuşu yapan bir dükkana girip elimizdeki beğenmediğimiz kaseti verip üzerine de bir kaç lira daha bayılıp yeni bir kaset alıyorduk.



Güzel günlerdi. Şimdiki çocukların büyük bir kısmı o dönemin çocuklarının saatlerce Super Mario oynayabildiklerine inanmazlar sanırım. Donkey Kong, Road Fighter, Street Fighter, Mortal Kombat, Tetris, Tennis, Sonic, Jungle Book, Contra gibi oyunları saatlerce, sıkılmadan oynayabiliyordu o dönemin çocukları.

İşte benim gibi o dönemin oyunlarını özleyen, eşşek kadar olmuş ama içindeki çocuğu aldırmamış olanlara, bu güzelim oyunları temin edebilecekleri bir adres ve Linux altında oynamalarını sağlayacak bir öykünücü (emulatör) önereceğim.

  Not: Aşağıdaki anlatım Nintendo (.nes) romları için geçerlidir. Daha başka rom uzantıları için google amcaya başvurmanızı tavsiye ederim. Örneğin .smc uzantılı oyunlar için "smc roms" şeklinde bir arama işinizi görebilir. Linux altında .smc uzantılı oyunları oynamak için ise Zsnes yazılımını kullanabilirsiniz.

Oyunları temin etmek:
Bahsettiğim oyunları oynamak için elinizde bu oyunları barındıran .nes uzantılı rom dosyalarının bulunması gerekiyor. Bu tip dosyaları en sağlıklı şekilde bulabileceğiniz site olarak sizlere romnation.net sitesini önerebilirim. Daha başka kaynaklardan da değişik romlar bulabilirsiniz elbette.

Oyunları çalıştırmak:
Romnation sitesinden ya da sizlerin google vasıtasıyla bulduğu nes rom barındıran sitelerden, oynamak istediğimiz romları indirdikten sonra sıra geldi bunları çalıştırmaya. Linux altında .nes uzantılı romları çalıştırmak için ihtiyacınız olan yazılımın adı Mednafen. Mednafen birçok dağıtımın paket yöneticisinde bulunmakta. Pardus için "sudo pisi it mednafen" komutu iş görür diye düşünüyorum. Ubuntu için ise "sudo apt-get install mednafen" komutuyla yazılımı sistemimize kurabiliriz.

Mednafen'i sisteminize kurduktan sonra menülerde bulamazsanız şaşırmayın çünkü Mednafen konsol üzerinde çalışan bir uygulama. Uçbirimde "mednafen rom_adı" komutuyla oyunlarınızı açabilirsiniz. Ya da daha pratik bir yöntemle herhangi bir .nes uzantılı rom dosyamıza sağ tıklayıp özellikler seçeneğine girip, birlikte aç kısmına komut olarak mednafen yazarsak ve bütün .nes uzantılı dosyalara bunu uygula seçeneğini seçersek, bundan sonra .nes uzantılı bütün oyun dosyalarımızı çift tıklayarak mednafen ile açılmalarını sağlayabiliriz.

Mednafen'i ayarlamak:
Mednafen'i ayarlamak için herhangi bir oyunu açtıktan sonra ALT+SHİFT+1 tuşlarına basın. Sırasıyla ikişer kez yukarı, aşağı, sol, sağ, select, start, B, seri B, A, seri A tuşlarını klavyemizde hangi tuşlar olmalarını istiyorsak o şekilde ayarlıyoruz. Ben oyunlarımı tam ekran oynamak isterim diyorsanız, ALT+ENTER tuşlarına basarak tam ekran moduna geçiş yapabilirsiniz.

Hani bize biraz oyun versen de oynasak!
Sizi site site dolaşıp rom bulmaya çalışma zahmetinden kurtarmak isterim elbette. :) Bu yüzden elimdeki 115 oyunu sizlerle paylaşmak isterim. Buyrun:

Atari oyunları indir

5 Ocak 2011 Çarşamba

Uçurulan Disk Bölümü Ardından Yakılan Ağıt - mango yenatoki toyoko nombaki

Sen yıllarca neredeyse her ay yedekler al, evinde sırf yedeklediğin dosyaların içinde bulunduğu 20-30 tane cd-dvd olsun, Pardus 2007 kullandığın dönemin dosyaları hatta ondan da öncesinde Xp kullandığın dönemin dosyaları hep dvdlerde bulunuyor olsun, ama bütün bilgisayar hayatın boyunca oluşturduğun en iyi dosya koleksiyonunun yedeğini "ne de olsa o dosyalar diskte ayrı bir bölümde hacı, yeni sistem kurarken oraya dokunmam olur biter, sapasağlam kalır dosyalarım" diyerekten alma. Sonra Ubuntu 10.10'da kurduğun günden beri yaşadığın "ses takılması, atlaması" sorununa iki ay çözüm ara, bulduğun bütün çözümleri denemene rağmen tatmin edici bir sonuç alamayınca Pardus kurmaya çalış. Pardus kurmaya çalışırken hani o "dokunmayacağın" disk bölümüne yanlışlıkla dokun ve disk bölümlemedeki bu hatayı ikinci kere disk tablosunu inceleme gereği duymadığın için fark etme ve bütün o arşivinin bulunduğu disk bölümünü formatla. Sonra yeni kurulan Pardus 2009.2 grub hatası versin. Sen de bir hışımla "ne de olsa kurumsal 2 çıkınca onu kuracağım şimdilik en iyisi Ubuntu'ya geri döneyim varsın ses sorunlu olsun" de ve tekrar Ubuntu 10.10 kurulumu yap. Sıfırdan Ubuntu kurulumu yaptıktan sonra ilk iş olarak o arşivinin bulunduğu disk bölümünü sisteme bağlamak için Gparted kur ve karşına gelen ekranla birlikte kısa süreli bir inme yaşa...

Ben nasıl becerdiysem, o gözümden bile sakındığım (ki zaten sakınan göze çöp batarmış biliyorum) disk bölümümü Pardus kurulumu sırasında önce biçimlendirmiş, sonra da yaptıklarım yetmezmiş gibi sıvamak mahiyetinde bir de uzatılmış bölüm olarak ayarlamışım. Bir süre durumu düzeltmeye çabaladım çaresizce ama çok iyi biliyordum ki artık bunu düzeltmek pek mümkün değildi. Yine de internette biraz araştırma yaptım ve Testdisk yazılımını öğrendim. Ubuntu depolarında varmış hemen kurdum ve internette bir blog yazarı arkadaşın anlatımından yararlanarak silinen dosyalarımı geri getirmeye çalıştım. Önce hızlı tarama, sonra da derinlemesine tarama yaptırdım ama giden dosyalarımın bir tekini bile geri getiremedim. :( Ben de son çare olarak bilgisayarın başından kalktım ve bir bardak su içtim.

Peki tüm bunlar neden başıma geldi? En önemli nedenleri: anlık karar almam, dikkatsiz disk bölümlemesi yapmam, sabırsız davranmam ve en önemli hatam yıllardır düzenli olarak bilgisayarımdaki önemli dosyaları dvdlere yedek alma alışkanlığımı terk etmem.

Evet sevgili blog severler, bu hikayeden ne ders çıkardık?
(Hep bir ağızdan)
- Eğer bilgisayarımızda önemli dosyalarımız varsa ara ara yedek almalıyız ve acele kararlar vermemeliyizzzz...!!
Not: Başlıktaki sözün anlamını merak edenler tıkırdatıverin.