27 Mart 2011 Pazar

Hep Tek, Hep Tek Başına...

Mart ayı iç ve dış siyaset bakımından oldukça hareketli bir ay oldu. Bir sürü can sıkıcı, moral bozucu haber okudu(k)m, izledi(k)m. Japonya'daki felaket üstüne felaketler, Libya'daki ve tüm Orta Doğu'daki olaylar, iç siyasetteki gerginlikler... Bu konular hakkında bir sürü şey yazılabilir ama insanın içinden gelmiyor. Daha güzel şeylerden bahsetmek istiyor insan ama ne yazık ki günümüz dünyasında bu pek mümkün gibi görünmüyor.

Bu yüzden ben sizin için en gereksiz, faydasız şeyi yapıp kendi hayatımı anlatmak istiyorum şu anda. Hayatımı anlatmaktan kastım, hayatımdan küçük bir kesit anlatmak, telaş yapmayın. Sadece yaklaşık iki haftadır yaşadıklarımı özet geçmek istiyorum. Evet blogdaki boşluğu doldurmaya çalışıyorum sadece. :)

Evet efendim biliyorum çok meraklandınız, hemen başlıyorum anlatmaya. :) Bendeniz iki hafta kadardır evde tek başıma takılıyordum. Uzun zamandır böyle bir şeye ihtiyacım vardı. Kafamı dinlemek istiyordum biraz. Peki bu yaklaşık iki haftalık zaman sürecinde ne halt ettim?

Aslında pek bir halt etmedim. Yine aynı sıkıcı hayatıma devam ettim. En çok yaptığım faaliyetler, bilgisayarın başından kalkıp televizyonu açmak, televizyonun önünden kalkıp bilgisayarın başına geçmek şeklinde özetlenebilir sanırım. Bunun dışında son ses müzik dinledim, sık sık bira tükettim, iki kere sağlam sarhoş oldum, iki yıldır görüş(e)mediğim çok eski bir arkadaşımla görüşme imkanına kavuştum, tabi onunla da bir miktar alkol tükettim. Midye yedim, çay içtim, günlük tükettiğim sigara miktarını artırdım. Arada ders çalıştım, ama arada... :) Bol bol film izledim, sabahladım, güneşin doğuşunu izledim, batışını hep kaçırdım. Bir keresinde fazla uyumaktan dolayı günleri karıştırdım. Ama zaten işsiz güçsüz olduğum için pek sorun yapmadım.

Mutfakta birikmiş bulaşıklardan kule yaptım, elde temiz bir tane bile çatal, kaşık kalmayınca iş başa düştü deyip bulaşıkları bir çırpıda yıkadım. Bu hareketim nedeniyle uzunca bir süre kendimi övdüm. Mutfak camına hohlayıp cama ismimi yazdım, sildim, tekrar yazdım. 1 saatlik duş keyfi yaparak o anda ev telefonunu ve cep telefonumu arayıp da bana ulaşamayan aile üyelerini paniğe sevk ettim. İlk kez kimseden yardım almadan makarna yaptım ve yaptığım makarnayı çok beğenip hepsini yanında ketçap, mayonez, turşu üçlüsü ile birlikte mideye indirdim. Ya ben evde böyle yalnızken böbrek ağrım başlarsa diye korkup acil durum planı yaptım. Allah'tan planı hiç uygulamadım.

Kendi kendime siyaset tartışması yaptım. Tek başıma harmandalı oynadım. Evi tanınmayacak hale getirdim. Sakal bıraktım. Gecenin ilerleyen saatlerinde yüksek sesle arka arkaya Rock, Türk Halk Müziği, Metal, Türk Sanat Müziği, Pop, Özgün ve Klasik Müzik parçaları dinleyerek ne kadar hasta ruhlu olduğumu tüm mahalleye kanıtladım. Bu hareketimle muhtemelen bol miktarda küfür yedim ama umursamadım. Birkaç kez aldığım alkolün de etkisiyle hıçkıra hıçkıra ağlamadım. Arası yırtık eşofman, salaş bir kazak, yırtık çorabımdan dışarı fırlamış baş parmağım ve darmadağan saçlar ile defalarca bakkala gittim ve herkeslere rezil oldum. Alt katta oturan abimle, hem de ikimiz de fena halde alkollü olmamıza rağmen hiç tartışmadan-atışmadan saatlerce güzel güzel sohbet ettik. :)

Ve sonunda iki haftalık "evde tek başına" maceramın sonuna geldim. Gerçi 2-3 Nisan tarihlerinde yapılacak olan AÖF vize sınavlarından sonra muhtemelen tekrar bir süre daha yalnız kalacağım. Şimdi sınavlara kadar pek buralarda olmayacağım efendim ben. Çalışmam gereken son birkaç konu daha var. Onları da hallettikten sonra geç kalmış olsam da biraz da test çözmeyi düşünüyorum. Sonrası Ya Nasip artık. Haydi eyvallah...