18 Aralık 2012 Salı

Rahatlarım Belki Diyerekten...

 Kaç gündür uyuyamıyorum. Hele son iki gündür toplam 8 saat uyumuşum. Bir insanın güvene, güvenmeye olan inancı birden bire ve sağlam bir şekilde kırılınca böyle olabiliyormuş. Paranoyaklığın dibine vurmuş durumdayım. Kendi kendime kurar oldum. Hani hep kötü şeylerin başkalarının başına geleceğini düşünürsün, "yok canım bizde öyle şey olmaz" dersin de, hayat seni malak gibi yapmasını bilir ya bir anda; hah işte öyle oldum ben de...

Elbet bunun da bir çaresini buluruz diyorum ama; kafam karmakarışık durumda. Fikir yürütemiyorum. Başkaları bu gibi durumlarda ne yapardı ya da ne yapmıştı onu da soramıyorum haliyle. İşte böyle boktan bir durumun içindeyim, içindeyiz. Hayatım boyunca hep çevremdekileri korumak zorunda hissettim kendimi. Hayat mı bana böyle bir görev yüklemişti, yoksa ben mi salak gibi bunu kendime görev edinmiştim tam hatırlamıyorum. Elimde değil, sevdiğim, değer verdiğim insanların kendilerini zor duruma düşürmelerine, yanlış yollara girmelerine gönlüm razı olmuyor. Hani "insan hata yapa yapa öğrenir" derler ya; bence onu söyleyenler göt! İnsan hata yapa yapa ancak ve ancak hata yapmayı öğrenir. Çünkü hata yapmak konusunda ustalaşmıştır artık. Hangi hatayı nerede yapacağını cuk oturtur hale gelir bir müddet sonra. Elbette doğruyu bulmak adına çıkılan bir yolda yapılan hatalar insana bir şeyler öğretebilir ama, insan çıktığı yolda doğrunun ne olduğu hakkında bir fikre bile sahip değilse, sonuçta elde edeceği şey yine hata olacaktır.

Sonuç itibariyle tam olarak nasıl davranacağımı, ne yapacağımı kestiremesem de, yine de kontrolümü kaybetmemeye çalışıyorum. Kendi üzerimdeki kontrolümü kaybedersem, yardım etmek isterken işi daha çok boka sardırmaktan korkuyorum. Olay üzerindeki kontrolümü kaybedersem de her şey için çok geç kalacağımdan korkuyorum. Özetle korkuyorum sevgili okur. Konuyu çok üstü kapalı anlatmış olabilirim. "Ulan sonuna kadar 20 kere okudum bi bok anlamadım" diyerek bana sövüyor olabilirsiniz şu an. Sövün gitsin! Biraz olsun rahatlayabilir miyim acaba diye yazdım tüm bunları.

1 Aralık 2012 Cumartesi

Sağ El Üzerinde Ağrı

Yaklaşık bir haftadır sağ elimin üzerinde aniden oluşan ve özellikle sabaha karşı şiddetli ağrı ve kasılmalarla beni uyutmayan bir rahatsızlıkla uğraşmaktayım. Bir kez devlet hastanesine ve bir kez de özel hastaneye giderek muayene oldum ve ikisinin de teşhisi ödem toplanması oldu. 3 gündür raporluyum ve işe gitmiyorum. İlaç tedavisine ek olarak bileklik kullanıyorum ve ağrı arttığında da buz torbasını elimin üzerine koyarak dinlendirmeye çalışıyorum. Doktorun söylediğine göre sürekli ellerimi kullanarak çalıştığımdan dolayı zorlanmış olabileceğini düşünüyor. Elimin ve bileğimin filmi çekildi ve filmlerde bir sorun görülemedi. Ama pazartesi gününe kadar bir düzelme olmazsa tekrar gelmemi istedi, bu sefer kan tahlili yapıp romatizmal bir rahatsızlık olup olmadığına bakacakmış.

Üç günlük bu dinlenme sürecini kitap okuyarak, uzun zamandır hiç kullanamadığım kadar internet kullanarak ve film izleyerek geçiriyorum. Yarın işe gideceğim ve umarım yarına kadar bu ağrı ve kasılmalar sona erer diye umut ediyorum. Tam işi bırakmaya ve kendimi "insan kaynakları" alanında geliştirmek için kurslara yazılmaya, araştırmalar yapmaya karar vermişken bu rahatsızlığın ortaya çıkması pek hoş olmadı tabi. Neyse umarım ciddi bir sorun değildir de yakın zamanda geçer gider.


25 Kasım 2012 Pazar

Hooop Burdayım!

 Koca 2012 yılını geride bırakmak üzereyiz ve ben bu kocaa yıl içinde sadece bir yazı yazabilmişim. Utanıyorum sevgili izleyiciler! İş - güç, askerlik falan derken epey bir boşlamışım ben buraları. Biraz karalama yapalım da paslarımızdan kurtulalım bari dedim. Yani buraya kadar okumuş olanlar şıppadanak anlamışlardır bu yazının herhangi bir konusunun olmadığını. :)

Bu kocaa yıl içinde askerlik görevimi tamamladım. İstanbul Kasımpaşa'da Kısa Dönem Sahil Güvenlik Muhafız er'i olarak bitirdim geldim çok şükür. Gelir gelmez önce biraz motosikletimle hasret giderdim. Sonra iş kurayım dedim, askere gitmeden önce öğrencilik zamanlarımda yaptığım iş olan fast food ustalığı, (böyle söyleyince daha bi havalı oluyormuş ya hani) yani bildiğiniz sandviç ustalığı işini, kendime bir mekan açarak biraz da patron olarak yapayım dedim. Ancak sermaye olmayınca iş kurulamıyor elbette. Gerekli finansmanı sağlayamayınca mecbur eski çalıştığım mekanda tekrar çalışmaya başladım. Yaklaşık beş - altı aydır da aynı mekanda çalışmaktayım. Gerçi bırakma kararı aldım, yerime eleman bulmalarını bekliyorum. Bu süre zarfında internetten "İnsan Kaynakları" ile ilgili kendime uyan bütün iş ilanlarına başvurdum ama hiçbirinden ses soluk çıkmadı. Sonra çalıştığım mekandan izin alıp biraz da sahaya inip iş arayayım dedim ve rastgele başvurduğum bir işletmeden görüşmeye çağırıldım. Görüşmem gayet güzel geçti diye düşünüyorum ama 10 günü geçti hala geri dönen yok. Bu yüzden artık geri döneceklerini de beklemiyorum. Ama yine de bu görüşme benim için iyi oldu. İş görüşmesi yapmakta bir deneyimdir sonuçta. Bundan sonraki iş görüşmelerimde daha iyi bir performans sergileyeceğimi düşünüyorum. :) 

Tüm bu anlattıklarımın dışında en çok ilgilendiğim şey motosikletler oldu elbette. Çalıştığım yerdeki kurye arkadaşların da ( ki eski meslektaşlarım olurlar) etkisiyle her günüm muhakkak motosiklet konulu sohbetler yapmakla geçiyor. Haftasonlarında da eğer havada yağmur yoksa, kendimi benim kara mondi'nin üzerinde gazlarken buluyorum. Kazandığım bütün parayı da genelde motorumla ilgili şeylere harcadım. Eksik koruma ekipmanlarımı tamamladım, motorumun bakımını yaptırdım, birkaç eksiğini tamamlattım ve artık kış sezonuna hazır gibi gibiyim. Aldığım ekipmanlarım aşağıdaki resimde görünenlerdir. Bir tek dizlik eksiğim kaldı. Onu da bu hafta tamamlayabilirsem bütün motosiklet koruma ekipmanlarımı tamamlamış olacağım ve böylece kendimi daha güvende hissederek motosiklet kullanabileceğim. Kasksız hiç motosiklete binmedim ama sadece kaskla da olmuyordu. Böyle iyi oldu gibi. :))

Evet yine bir Dozilog klasiğini siz değerli izleyenlere yaşattığım için mutluyum, gururluyum. İçim içime sövüyor. Ulan nereden girdim konuya, nereden çıktım yine. Neyse zaten en başında uyarmıştım bu yazını belli bir konusu yok diye. Buraya kadar okuduysanız artık çok geç zaten. :) 

Aha da benim cici ekipmanlarım :


18 Mayıs 2012 Cuma

Bu Saatten Sonra...

Yeniden merhaba! 6 aydır hiç bir şey karala(y)madığım bloguma sonunda bir şeyler yazma fırsatını ve hevesini bulmuş bulunuyorum. Öncelikle bu uzun aranın nedenini açıklayayım ben sizlere. Efendim bendeniz askerdeydim. Bugün itibariyle askerliğimi bitirmiş bulunuyorum. Artık daha sık yazı yazmaya geri dönebilirim sanırım. Özlediğim o kadar çok şey varmış ki; eve geri döndükten sonra daha net anladım bunu. Şimdilik tarihe bir dipnot olarak düşmüş olalım bu günü. Yakında başlarım yine buralarda atıp tutmaya. Son olarak tüm İzmir'li askerlere gelsin: