12 Mart 2010 Cuma

Şahlanan Ekonomi Aşkına!



Bugün biladerin bankada işi vardı. Akşamdan "abi beraber gideriz" dediydi, ben de "tamam" demiştim. Sabah gitmeyi planladığımız bankaya, uykuya düşkünlüğümüz nedeniyle öğleden sonra gittik. Perşembe günü buranın halk pazarı kurulur. Bu çevrenin en büyük pazarıdır. Çevre köylerden, ilçelerden birçok gelen olur buraya. Tabi bu insanlar gelmişken bankadaki işlerini de görmek isterler. Yani Perşembe günü bankaya gitmek için uygun bir gün değildir aslında bizim gibi sıra beklemekten nefret eden bünyeler için.

Neyse gittik bankaya baktık oldukça kalabalık. Numaratörden numaramızı aldık; 332! Seksen kadar kişi var önümüzde. Ben bari dışarıya çıkalım orada bekleyelim hem sigara içerim ben dedim. Çıktık dışarı bankanın duvarına yaslandık. Sigaramı yaktım derin bir nefes aldım ve tam karşımda duran bir adamın bana baktığını gördüm.

Gayri ihtiyari ben de ona baktım. Aradan çok geçmedi, "Şşştt bi sigara da bana versene" dedi. Normalde bana bu şekilde seslenen birine "bu son sigaramdı başka yok" derdim ama nedense bu sefer kısa süreli bir tereddüttün ardından cebimden paketi çıkarıp bir sigara da yaşça benden büyük olan "abi" ye uzattım.

Paketin içinden yavaşça sigarayı çekti ve yaktı. Bu sigara alış verişinden bir hukukumuz olduğu için yanıma yanaştı ve konuşmaya başladık. Son zamanların en fit konularından biri olan "Sigaralar da ne zamlandı be kardeşim" temalı konuyu başlattı. Hem benden sigara otlanıp, hem de böyle bir konuyu açması acaba çaktırmadan bana "enayi" mi demek istiyor diye düşündürttü açıkçası. Ama pek bozuntuya vermeyerek, " Evet abi, öyle, hıhı" gibisinden bir şeyler geveledim ağzımda.

Sonra bu hayat pahalılığında, ekmek parasını zor bulan insanların buna nasıl para bulacaklarını söyledi. Kendisinin de aylardır işsiz olduğunu anlattı. "Meslek ne abi senin?" diye sordum. "Ben karpuz, kavun gibi şeyler satıyorum, esnafım yani" dedi. "Ama artık satamıyorum mevsimi değil, mevsimi olan şeyleri de alamıyorum imkanım yok" gibisinden birşeyler anlattı. "Seyyar mısın abi sen?" diye sordum, "evet" diye cevapladı. Sonra çiftçinin de, küçük esnafında bitmiş olduğundan falan bahsettik.

"Ben aylardır 200-250 lira ile geçinmeye çalışıyorum, insanlar 700-800 lira maaşla geçinemediklerini söylüyorlar şükredeceklerine" dedi. "Abi bu hayat pahalılığında ne 250TL ne de 800TL kimseyi geçindirmez, açlık sınırı 900 lira zaten" dedim. "Sende haklısın, herkes bitik" dedi. Sonra okuyan çocuklarından bahsetti biraz.

O arada bilader bankaya girip sıranın kaç olduğun kontrol etti. Daha sonra da abinin çocukları babalarının yanına gelip sıranın geldiğini söylediler. Karşılıklı iyi günler diledik ve abi de bankaya girdi. Ondan beş dakika sonra da biz girdik ve işlemlerimizi halledip çıktık...  

Eminim birçoğumuzun başına bu ve buna benzer durumlar geliyordur. En olmadı yolda yürürken iki insanın aralarında böyle konuları konuştuğunu duyuyorsunuzdur. Hatta sizin de başınızda geçim sıkıntısı vardır.

Ama bunları kafaya takmanın ne gereği var ki? Amaan boş verin! Akşam eve gittiğinizde tam da yemek saatinde bütün televizyon kanallarında, başrollerini bakanlar kurulu, başbakan ve milletvekillerinin paylaştığı çok güzel bir dizi var. İyisi mi onu izleyin de memleketin nasıl şahlandığını birincil kaynaklardan öğrenelim hep beraber...