4 Kasım 2011 Cuma

Neler Oluyor Hayatta...

Merhabalar. Son yazımı 23 Temmuz tarihinde, yani doğum günümde yazmışım. O günden bu güne değişenleri ve ilerde değişmesi kuvvetle muhtemel olanları şöyle bir sıralamak istiyorum.

* Öncelikle sınavlardan sonra çok kısa süre daha çalıştığım işimi, hafızam beni yanıltmıyorsa Eylül ayının ilk haftasında tamamen bıraktım.

* Uzun zamandır var olan motosiklet alma hayalimi 6 Ağustos tarihinde gerçekleştirdim. Tabi fazla bütçe ayıramadığım için Çinli bir motosiklet alabildim. Mondial 125 MG Deluxe. Şimdiye kadar 1200 km yol yaptım ve genel olarak memnunum ve motorumu seviyorum.

* Motosikletimi aldığım günden bu güne kadar minik geziler yaptım durdum. Öncelikle yaşadığım ilçeye komşu olan ilçeleri (Bayındır, Tire, Selçuk, Kemalpaşa..) ve köyleri gezdim.  Üç kez çevirmeye takıldım. Fakat tüm evraklarımın tam olması ve kaskımın başımda olması sayesinde ceza almadım. Dayımın oğlu ile birlikte Tire'ye giderken, beni gördüğü halde beni araçtan saymayan bir otomobilin hatalı sollama girişimi sonucunda kaza tehlikesi atlattım.

* Araçlara karşı olan ilgimin otomobillerden motosikletlere kayması sonucu eskiden çok uzaklardan gördüğü bir aracın marka, model, motor bilgilerini ezbere sayabilen ben, artık motosikletleri de ezbere sayabilir oldum. :) Yeni ilgi alanım sayesinde motosiklet sitelerini, forumlarını gezip yeni modelleri araştırıp daha büyük hacimli motosikletlerin hayalini kurar oldum. Tabi bu durum ailemdeki "iki teker" korkusunu körükledi. Ne zaman motosikletlerden konu açsam, otomobil daha iyi bırak şu motor hevesini diyorlar.

* Mezun olmama engel olan tek dersimi de verip Anadolu Üniversitesi (AÖF) İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi Ve Endüstri İlişkileri bölümünden mezun oldum. Diplomamı alır almaz da askerlik şubesine gidip askerlik kararı aldırttım. Büyük bir ihtimalle Aralık ayında askere gideceğim.

* Hakkımda askerlik kararı aldırttıktan sonra ilk işi olarak bir senedir uzattığım kıvır kıvır saçlarıma veda ettim. :( Bunu yapmamın nedeni ise askerlik nedeniyle zaten kesilecek olan saçlarımı ve kendimi bu yeni duruma alıştırmak içindi. Ama iyi oldu ensemin varlığından haberdar oldum en azından. :)

Evet, benden şimdilik bu kadar. Bu arada kaybettiğimiz 24 şehidimizi rahmet ve saygıyla anıyorum. Onlara ve tüm şehitlerimize çok şeyler borçluyuz. Van'daki depremde de hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah'tan rahmet, geride kalanlara ise sabır diliyorum. Allah hepsinin yardımcısı olsun.. Hoşçakalın...

4 Ağustos 2011 Perşembe

Uzuun Bir Aradan Sonra

Hala bu blogun "mızıklayanı" olarak göründüğüm için, ve uzuun bir süredir bu bloga "mızıklamadığım" için aynı başlıktan bir tane daha atıp bir şeyler karalama hakkını kendimde gördüm. Arz ederim.

Yazlıklara gittim, ne bikinler gördüm içlerinde kız yoktu. Rakı içtim şarap içtim. Düzeltiyorum: şarap içmedim.

Satranç turnuvasına katıldım mesela, bu uzuun arada. Ne rakipler gördüm, ezip geçtiler beni.

İnşaatlara gittim, amelelikler yaptım. Ne çöpler kokladım, içlerinde her bir şey vardı be.

Abimin yaptığı sandviçlerden yedim bir tane. Çıkartıyordum az kalsın. Ama onun suçu yok, malzeme dandik herhalde, midem hassastır benim. Ne mideler gördüm, sabahın köründe işkembeyi kaldırabiliyordu.

Ne bankalar gördüm. Sömürüyorlar lan beni! Ama hata bende. Kullanmayaydın kredi kartını, almayaydın hiç.

Hatta ve hatta; ben ne vizeler gördüm ne finaller gördüm. Ne insanlar gördüm, geçtiler o derslerden.

Daha da geriye gidecek olursak; ben ne Sakarya'lar Adapazar'lar gördüm, içlerinde insan "az".

İstanbul gördüm, TT Arena gördüm. Çok güzel.

Bir keresinde Kadıköy gördüm, Şükrü Saraçoğlu gördüm, dayaktan kıl payı kurtulduk. Ben ne taraftarlar gördüm, haklı adamlar abi, Kadıköy'de niye giyiyorsun ki o formayı.

Ben ne yavşaklar gördüm, gevrek gevrek sırıttım onlara. Bana vuranlara diğer yanağımı çevirdim.

Evliya gibi birşeyim aslında ben.

Herkese iyi Ramazan'lar.

23 Temmuz 2011 Cumartesi

Uzuuun bir aradan sonra...

Son yazımı 10 Nisan tarihinde yazmışım. Bugün tarih nedir? 23 Temmuz... Yuh! Tarihin en savsak blogger yazarı benimdir sanırım. :) Şimdi ben neden bu kadar zamandır bir tek yazı bile yazamadım? Efendim hemen anlatayım. 10 Nisan daki yazımda da anlattığım gibi çalışmaya başlamıştım. Hala daha çalışıyorum. Çalışma saatlerim uzun ve yorucu olduğu için internetle alakalı hiçbir şeyle ilgilenemez oldum.  Evi de otel olarak kullanıyorum zaten. Sabah kahvaltısı nedir unuttum mesela...

Peki onca zamandır hiç girdi göndermeyen bir yazar olarak neden bugünü seçtim acaba? Çünkü bugün benim doğum günüm. Ve şansa bakınız ki doğum günüm izinli olduğum güne denk geldi. :) Gerçi bugünle ilgili bir sürü hayalim vardı, uzun zamandır hayalini kurduğum motosikleti almaya gidecektim falan ama hiçbirini yapamadım. Halbuki bir aydır bugün için hazırlanıyordum. Almak istediğim motosikletin parasını biriktirmiştim. Ancak nedense bugün bir türlü galeriye gidip de motorumu alamadım. Aklıma onlarca şey takıldı. Motosiklet alma sevdasına düştüğümden beri annem başta olmak üzere tanıdığım herkesin karşı çıkması, benim 3-4 ay içinde -eğer kalan son bir dersimi de verirsem- askere gidecek olmam, çalıştığım iş yerinde iyice sıtkımın sıyrılmış olması, işi bırakmamın an meselesi olması ve tüm bunlara rağmen benim deli gibi motosiklet sahibi olmak istiyor olmam. Tüm bunları ardı ardına düşününce ayaklarım bir türlü motosikle galerisine gitmedi. Çarşıya çıktım, döndüm dolaştım, ama bir türlü galerinin olduğu sokağa giremedim. Çünkü biliyordum, eğer girersem oradan motosikleti almadan çıkmayacaktım. Gerekirse senet sepet imzalayacak, varımı yoğumu oraya gömecek ama o iki tekere kavuşacaktım. Bundan korktuğum için galerinin olduğu sokağın etrafında turlayıp tıpış tıpış eve geri döndüm.

Biraz konudan konuya atlamış gibi oldum ama 3 aydan fazla bir süredir hiçbir şey yazmayan bir yazarın yazısı da ancak böyle olabilirdi. Şu sıralar benim için en güzel şey okul durumumun en azından benim tahmin ettiğimden daha iyi durumda olması. Ben hem çalışıp hem sınavlara hazırlanıyor olduğum için en az iki ya da üç dersten çakarım diye düşünürken, en korktuğum dersleri bile vermiş bulundum. Ancak her zaman hesapta olmayan bir şeyler olur bu hayatta ya, işte o yüzden de hiç aklımda olmayan, ulan ben bu dersi kesin veririm diye düşündüğüm bir dersten bütünlemeye kaldım. :) Hayata her zaman ilginç şakalar yapıyor insana.

Yaptığım işe gelecek olursam, sandviç satan bir dükkanda önceleri paket servis elemanı olarak başladığım iş hayatıma, şimdilerde ocağın başında sandviçleri hazırlayan usta olarak devam ediyorum. :) Gerçi arada paket servisi yoğunluktan sıkıştığında pakete de çıkıyorum. Yani aslında iki işi birden yapıyorum gibi birşey. :)) Yanlarında çalıştığım insanlardan memnunum ama iş o kadar da hoşuma gitmiyor. Ama ne yaparsınız ki para lazım para! :) Ben bu tip işler için hiç de uygun biri değilim aslında. Yani bana öyle geliyor belki de ama ben şimdiye kadar hiç uzun saçlı bir usta görmedim kendimden başka bu gibi yerlerde. :) Neyse şimdilik yuvarlanıp gidiyoruz işte en azından harçlığımız çıkıyor.

Son olarak ikinci el temiz 125 - 250 cc arası satılık motosiklet aranmaktadır. İzmir içinden satıcılar olursa sevinirim. :) Ayrıca büyük bir aksilik olmazsa yakında mezun olacağıma göre insan kaynakları elemanı arayan varsa mezun olmama çok az kaldı duyurulur! :))

Zahmet edip okuyan herkese teşekkürler. İzliyor olmama rağmen uzun zamandır yazılarını okuyamadığım tüm blog yazarı arkadaşlarımdan da özür diliyorum. Başta da biladerimden. :)

10 Nisan 2011 Pazar

İş Nedeniyle...

Çalışmaya başlamış olmam nedeniyle bir süredir buralara birşeyler yazamıyorum. Çünkü işten çıktıktan sonra eve gelemiyorum, bir akrabamın bekar evinde kalıyorum. Orada da internet yok. İşte bu yüzden bir müddettir internetten, bilgisayardan, müzikten ve hatta uykudan oldukça uzağım.

Eğer kapağı tekrar bu taraflara yani kendi evimin olduğu yere atabilirsem, o zaman tekrar internetle de ilgilenebileceğim, rahat uykuda uyuyacağım, ders çalışmaya da zaman bulabileceğim... Tabi bunun için buralardan bir iş ayarlamam lazım. Umarım o günler yakındır. :)

Haydi kendinize iyi bakın...

27 Mart 2011 Pazar

Hep Tek, Hep Tek Başına...

Mart ayı iç ve dış siyaset bakımından oldukça hareketli bir ay oldu. Bir sürü can sıkıcı, moral bozucu haber okudu(k)m, izledi(k)m. Japonya'daki felaket üstüne felaketler, Libya'daki ve tüm Orta Doğu'daki olaylar, iç siyasetteki gerginlikler... Bu konular hakkında bir sürü şey yazılabilir ama insanın içinden gelmiyor. Daha güzel şeylerden bahsetmek istiyor insan ama ne yazık ki günümüz dünyasında bu pek mümkün gibi görünmüyor.

Bu yüzden ben sizin için en gereksiz, faydasız şeyi yapıp kendi hayatımı anlatmak istiyorum şu anda. Hayatımı anlatmaktan kastım, hayatımdan küçük bir kesit anlatmak, telaş yapmayın. Sadece yaklaşık iki haftadır yaşadıklarımı özet geçmek istiyorum. Evet blogdaki boşluğu doldurmaya çalışıyorum sadece. :)

Evet efendim biliyorum çok meraklandınız, hemen başlıyorum anlatmaya. :) Bendeniz iki hafta kadardır evde tek başıma takılıyordum. Uzun zamandır böyle bir şeye ihtiyacım vardı. Kafamı dinlemek istiyordum biraz. Peki bu yaklaşık iki haftalık zaman sürecinde ne halt ettim?

Aslında pek bir halt etmedim. Yine aynı sıkıcı hayatıma devam ettim. En çok yaptığım faaliyetler, bilgisayarın başından kalkıp televizyonu açmak, televizyonun önünden kalkıp bilgisayarın başına geçmek şeklinde özetlenebilir sanırım. Bunun dışında son ses müzik dinledim, sık sık bira tükettim, iki kere sağlam sarhoş oldum, iki yıldır görüş(e)mediğim çok eski bir arkadaşımla görüşme imkanına kavuştum, tabi onunla da bir miktar alkol tükettim. Midye yedim, çay içtim, günlük tükettiğim sigara miktarını artırdım. Arada ders çalıştım, ama arada... :) Bol bol film izledim, sabahladım, güneşin doğuşunu izledim, batışını hep kaçırdım. Bir keresinde fazla uyumaktan dolayı günleri karıştırdım. Ama zaten işsiz güçsüz olduğum için pek sorun yapmadım.

Mutfakta birikmiş bulaşıklardan kule yaptım, elde temiz bir tane bile çatal, kaşık kalmayınca iş başa düştü deyip bulaşıkları bir çırpıda yıkadım. Bu hareketim nedeniyle uzunca bir süre kendimi övdüm. Mutfak camına hohlayıp cama ismimi yazdım, sildim, tekrar yazdım. 1 saatlik duş keyfi yaparak o anda ev telefonunu ve cep telefonumu arayıp da bana ulaşamayan aile üyelerini paniğe sevk ettim. İlk kez kimseden yardım almadan makarna yaptım ve yaptığım makarnayı çok beğenip hepsini yanında ketçap, mayonez, turşu üçlüsü ile birlikte mideye indirdim. Ya ben evde böyle yalnızken böbrek ağrım başlarsa diye korkup acil durum planı yaptım. Allah'tan planı hiç uygulamadım.

Kendi kendime siyaset tartışması yaptım. Tek başıma harmandalı oynadım. Evi tanınmayacak hale getirdim. Sakal bıraktım. Gecenin ilerleyen saatlerinde yüksek sesle arka arkaya Rock, Türk Halk Müziği, Metal, Türk Sanat Müziği, Pop, Özgün ve Klasik Müzik parçaları dinleyerek ne kadar hasta ruhlu olduğumu tüm mahalleye kanıtladım. Bu hareketimle muhtemelen bol miktarda küfür yedim ama umursamadım. Birkaç kez aldığım alkolün de etkisiyle hıçkıra hıçkıra ağlamadım. Arası yırtık eşofman, salaş bir kazak, yırtık çorabımdan dışarı fırlamış baş parmağım ve darmadağan saçlar ile defalarca bakkala gittim ve herkeslere rezil oldum. Alt katta oturan abimle, hem de ikimiz de fena halde alkollü olmamıza rağmen hiç tartışmadan-atışmadan saatlerce güzel güzel sohbet ettik. :)

Ve sonunda iki haftalık "evde tek başına" maceramın sonuna geldim. Gerçi 2-3 Nisan tarihlerinde yapılacak olan AÖF vize sınavlarından sonra muhtemelen tekrar bir süre daha yalnız kalacağım. Şimdi sınavlara kadar pek buralarda olmayacağım efendim ben. Çalışmam gereken son birkaç konu daha var. Onları da hallettikten sonra geç kalmış olsam da biraz da test çözmeyi düşünüyorum. Sonrası Ya Nasip artık. Haydi eyvallah...

15 Mart 2011 Salı

Blogger - Blogspot Erişim Engeli Kalkıyor

Ve bloglar özgür
-------------------------------
Dns arkasında iş çevirdiğimiz için ben henüz açılıp açılmadığını bilmiyorum. Ama habere göre erişim engeli kalkıyormuş. Umarım bu yaşadığımız son engelleme olur.

6 Mart 2011 Pazar

Pardus 2011 Gnome Kurulumu



Gnome benim en çok kullandığım masaüstü ortamlarından biridir. Ubuntu kullandığım için kendisiyle uzun zamandır haşır neşirizdir . Pardus'da da bilgisayarımın donanım olarak yetersizliğinden dolayı, KDE'nin yavaş işlemesi artık canıma tak etti ve daha hafif bir masaüstü ortamına geçmek istedim. Ancak depolarda fazla seçenek yoktu. Önce enlightenment'ı kurdum. Ama yine de KDE yazılımları kullanmak zorunda kalıyordum. Openbox kurmak istedim ancak depolarda bulamadım. Zor da olsa derleyerek kurdum ancak birçok şey eksik kaldı. Crunchbang'deki gibi bir Openbox istiyordum ancak olmadı. Sonra aklıma Gnome kurmak geldi. Aslında bilgisayarımda zaten Ubuntu vardı ancak yine de Pardus'un karşımda yavaşlıktan kıvranmasına dayanamıyordum. :) Bir yerlerde okumuştum Pardus Gnome Projesi vardı. Hemen Google amcaya sordum. O da bana bu adresi verdi.

    Kurulum:

Pardus 2011'e Gnome kurmak için öncelikle Pardus Gnome Projesinin deposunu sisteme eklemeniz gerekiyor. Bunun için Pisi'nin grafik arayüzünü kullanabileceğiniz gibi, daha pratik bir yöntem olan konsoldan komut vererek ekleme yöntemini de kullanabilirsiniz. İkinci yöntem için Alt+F2 tuşlarına basıp uygulama çalıştırma penceresine konsole yazıyoruz. Konsol açıldıktan sonra i686 (32 bit) sistemler için:

pisi ar PardusGNOMEProject http://gnome.brkclskn.org/2011/i686/pisi-index.xml.xz


 komutunu işletiyoruz.

X86/64 bit sistemler için ise;

pisi ar PardusGNOMEProject http://gnome.brkclskn.org/2011/x86_64/pisi-index.xml.xz

komutunu vererek depoyu sistemimize eklemiş oluyoruz. Depoları ekledikten sonra

sudo pisi ur

komutunu yine konsoldan işleterek depo veritabanlarının güncellenmesini sağlıyoruz. Depo ekleme işimiz bittiğine göre artık kuruluma geçebiliriz. Kurulumu başlatmak için;

sudo pisi it pardus-default-settings-gnome

komutunu veriyoruz. Yalnız bu komut temel Gnome paketlerini kurar. Siz Gnome'u tüm paketleriyle birlikte kurmak istiyorsanız aşağıdaki komutu konsola girmelisiniz:


sudo pisi it -c gnomeproject -y

Bu komutları verdikten sonra pisi gerekli paketleri indirip kuracak. Kurulum işlemi bittikten sonra sistemi yeniden başlatıp Gnome masaüstü ortamına sahip Pardus 2011'inizi kullanabilirsiniz.

İşte Gnome kurulu Pardus 2011 ekranım:



Kendi adıma diyebileceğim odur ki; Gnome ortamına sahip Pardus'u, standart KDE'li Pardus'dan daha çok beğendim. KDE düşmanı değilim, ben özgür yazılıma hizmet eden hiçbir yazılıma, oluşuma, çalışmaya karşı değilimdir zaten. Ama bilgisayarımın donanım özellikleri KDE 4'ün gerektiği gibi çalışmasına uygun değildi. Ayrıca Gnome'da her zaman için severek kullandığım bir masaüstü ortamı olmuştur. Nedense daha sıcak gelir bana. :)
Neyse efendim, yeni Pardus'unuz hayırlı olsun, güle güle kullanın.  

 
Yararlanılan Kaynaklar:

Pardus Gnome Project

Pardus-Linux.org